Edward Hallett Carr

1892-1982 yılları arasında yasamış İngiliz diplomat, tarihçi, akademisyen ve gazetecidir. Kendi döneminde siyasal idealizm üzerindeki eleştirileri ile gerçekçilik akımının uluslararası siyaset  literatüründeki yerini iyice belirginleştirmiştir. Formasyonunda Reinhold Niebuhr'un gerçekçiliğinin, Karl Manheim''in pozitivizminin ve marksizmin etkileri görülür. Ona göre siyasal gerçekçilik, olguların dikkate alınarak bunların sebep ve sonuçlarının analiz edilmesi temeline dayanır.

Dostoyevski, Karl Marx ve Mikhail Bakunin’in biyografilerini kaleme almıştır.

Teoriler ve işlevleri konusunda getirdiği yaklaşımlarla, özellikle tarih alanında, bilimin ve akademisyenliğin objektifliğini sorgulamış, ortaya koyduğu çalışmalarla, klasik ezberleri bozmuş, ismi pek zikredilmese de, 20. yüzyıl sosyal bilimlerinde ve uluslararası ilişkiler  teorilerinde kalıcı izler bırakmış, "şahsına münhasır" kişidir.

Carr'ın teorilerin oluşturulması konusundaki çalışmalarında ilk göze çarpan, kronolojik ya da diyalektik olmasından öte, epistemolojik yaklaşımıdır. özellikle tarih araştırmalarında, gerçek ya da olgu (fact) kavramını bir çuvala benzetmiş, içine bir şey konmadıkça dik duramayacağını belirtmiştir. ona göre "gerçekler (olgular), tarihçiler onları kullandığı sürece anlamlıdır. hangi gerçeklerin (olguların), nasıl bir sırada ve nasıl bir bağlamda öne çıkacağına karar veren tarihçinin kendisidir."(e. h. Carr, "what is history", s.11) buna göre bir tarihçinin, kendini objektif görmesi ya da tüm gerçeklere, olgulara vakıf gibi hareket etmesi bir yanılsamadır. Çünkü, "tarihsel gerçekler (olgular) hiçbir zaman objektif olamaz. Çünkü tarihsel gerçek olmalarını sağlayan, tarihçilerin onlara yüklediği anlam ve önemde yatar."(s.123).  Ona göre, objektif tarihçi, kendini objektif sayan ya da böyle görmeyi tercih eden, tüm ideolojilerden ve dönemin bağlamından bağımsız gören kişi değil, tarihsel gerçeklerin ve teorilerini sınırlarını kabul eden, değerlerin ve gerçeklerin bir arada olduğunu ve bunların kendi üzerindeki etkisini fark eden kişidir. kişi ortaya koyduğu tarih yazımını, kusursuz bir gerçeklik olarak sunmaya kalkmak yerine, öncelikle, hangi gerçeklerden ve hangi değerlerden yola çıkarak bu yazımı ortaya çıkardığını söyleyebilmelidir(Carr, s.116).

Ancak Carr'ın bu görüşlerini ortaya koyması, postmodernizme özgü, kusursuz göreceliliği ya da her şeyden şüphe etme gerekliliği gibi fikirleri haklı çıkarmak için değildir. Tartışmak istediği, yöntemin ya da kullanılan araçların teorileri haklı çıkaramayacağı, hiçbir zaman ortaya konan fikirlerin yol haritası olamayacağıdır. Bu noktada Carr, teorileri öncelikle güç ve iktidar söylemleriyle ilişkilendirir. "Twenty Years Crisis" adlı meşhur kitabındaki, idealizm (ütopyacılık) eleştirisinin temelinde de bu yatar. teorilerin, nasıl olması gerektiği sorusuyla uğraştıkça, var olan gerçekleri görmemizi engelleyeceğini, özellikle de varolan güç-iktidar ilişkilerinin bir maşası ya da onları örten bir perde haline geleceğini söyler. Bu eserinde örnekleriyle anlattığı gibi, temelde, daha iyi bir dünya düzeni ve barış arayan bu teoriler, aslında egemen güçlerin kendi politikaları ve çıkarları için maşa olmuş, daha zayıf ülkeler ve gruplar üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanılmış ve sonunda Hitler ve Nazi Almanya’sının yükselişine göz yumulmasına, kaçınılmaz biçimde ikinci dünya savaşını ve büyük bir yıkımı beraberinde getirmiştir.

Benzer bir durum, realist okul için de geçerlidir, sadece var olanla ilgilenen realistler, mevcut durumu değiştirmek için hiçbir çaba göstermemekte, varolan durumu kaçınılmaz olarak kabullenmektedirler. bu noktada çözüm üretmedikleri için de, değişen konjonktür ve zamanla içeriğini kaybetmekte zeminini sürekli değiştirmek zorunda kalmaktadır. Bu noktada Carr, hem varolan durumu anlamının (what is), hem de neyin nasıl olması gerektiğini(what is ought to be) sorgulamanın bir arada olması gerektiğini savunur ve kendi yaklaşımını (critical approach) ortaya koyar.

Oldukça üretken bir yazar olan Carr'ın çalışmaları sadece bunlarla sınırlı değildir. Ayrıca Bakunin'in yaşam öyküsünü yazmış, Dostoyevski üzerinde çalışmalar yapmış, planlı ekonominin temellerini araştırmış, Napolyon’dan Stalin’e kadar uzanan dönem hakkında denemelere imza atmıştır.