PRAG BAHARI
Çekoslovakya, 1960 sonlarında yaşanan ekonomik krizlerden dolayı oldukça zor bir dönemden geçiyordu. Çekoslovakya’da küçük burjuva sınıfının diğer doğu bloğu ülkelerine göre daha büyük oranda olması, ülke politikasını batı kapitalizmine yakın bir pozisyonda tutuyordu. Her ne kadar Çekoslovak Komünist Partisi’nin egemenliği söz konusuysa, parti içinde oldukça fazla sayıda reformist ve liberalleşme yanlısı vardı. Böyle bir durumun varlığından dolayı, yaşanan ekonomik ve siyasi krizler süreci sırasında komünist parti liderliğini yapan Antonin Novotny, Ocak 1968’de parti yönetimini reformist Alexander Dubcek’e devretmek zorunda kaldı. Aynı yılın Ağustos ayında da Novotny, hükümet koltuğunu da 22 Mart 1968’de bir başka reformist olan Ludvik Svoboda’ya bıraktı.
Dubcek, üretimde, tüketim maddelerinin üretimine ağırlık verilmesi, basına özerklik tanınması, çok partili sisteme geçiş gibi bir çok önemli adım attı. Ancak basına ve bunun gibi bir çok önemli kuruma özerklik verirken, kurumlar içindeki kendisine göre “aşırı komünist” partilileri çıkartıp, kendisi gibi reformist ve batı yanlısı kişileri yönetim kademelerine soktu. Zaten binlerce Komünist Partili, hiçbir neden veya gerekçe öne sürülmeden tasfiye edilmişti. Özellikle anayasanın yeniden düzenlenip, Çekoslovakya’yı iki ayrı cumhuriyet haline getirme fikri Çekoslovak Komünist Partisi kadroları tarafından kabul edilemez bir hareket olarak görüldü. Varşova Paktı’nın var oluş nedenlerinden bir olan, “revizyonizmle mücadele”, Çekoslovakya’nın yaşadığı gelişmeleri kapsayan bir durum olarak görülmüştü. Varşova Paktı’nın Çekoslovak yönetimiyle yaptığı yaklaşık 1 aylık görüşme süreci sonuçsuz kalınca 20 Ağustosta Varşova Paktına bağlı binlerce tank ve 500.000 kadar asker, Çekoslovakya’ya girdi. Büyük ölçekli bir askeri çatışmanın yaşanmadığı bu müdahalede toplam 72 Çekoslovak hayatını kaybetti.
SSCB, tarafından karşı-devrimci revizyonistlerin tipik figürleri olarak lanse edilen Dubcek, yardımcısı Ota Sik ve onunla aynı görüşte olan yetkililer Çekoslovakya’yı terk etmek zorunda kaldılar.
Aslında Dubcek ve Ota Sik, kendi görüşlerine göre kapitalizme dönüş veya revizyonist bir hareket içinde olmadıklarını ifade etmişlerdi. Sadece Stalinizm’in neden olduğu aşırı bürokrasinin ve onun yarattığı tıkanmışlığı , ekonomik ve sosyal krizleri önlemeyi amaçladıklarını öne sürüyorlardı. Bununla birlikte sosyalizmi yeniden “devlet sosyalizmi”nden çıkarıp, Marx’ın savunduğu özgürlükçü, demokratik ve halka dayalı bir sosyalist rejime dönüşmeyi hedeflediklerini belirtmişlerdi. Ekonomiden anlamayan bürokratların, yanlış üretim politikası yürütmelerinden enerjinin, iş gücünün ve zamanın boşa harcanması gibi durumların ortaya çıkması ve bunun engellenmesi gerekliliğini savunuyorlardı. Bunun için ihtiyaçların doğru belirlenmesi için makro hedeflerin yanında mikro ekonomik hedeflerinde göz önünde bulundurulması gerekiyordu. Bunun kapitalizme geçiş aşaması olarak görülmesi, onların revizyonistlikle suçlanmalarına neden oldu. Bunun yanında basının özgürleştirilmesi sırasında gerçektende de batı yanlısı, sosyalizm düşmanı kişilerin bu kurumlarda barınmasına yol açabilecekti ancak bunun bir tehdit unsuru gibi algılanması Dubcek ve Ota tarafından yersiz bulunuyordu.
Nitekim, Çekoslovakya yeniden “eski” haline döndürüldü ve “Prag Baharı” olarak nitelendirilen dönem sona erdi.