1973 ŞİLİ DARBESİ
1970’e kadar sağcıların yönetiminde olan Şili, 4 Eylül 1970’deki seçimlerin ardından ilk defa sosyalist bir lider (Salvador Allende) tarafından yönetilmeye başladı. ABD’nin, bu ülkede sosyalistlerin kazanmasından çok çekinmekteydi çünkü ülkenin en büyük zenginlik kaynağı olan bakır kaynaklarının neredeyse tamamı ABD şirketleri tarafından işletiliyordu. ve ABD için korkulan oldu. O dönemde Başkan Nixon’ın danışmanı ve Dışişleri Bakanı olan Henry Kissinger, sosyalist yönetime sarılan ülkeler için şu ilginç ifadeleri kullanmıştır; ‘Kendi halkının sorumsuzluğu nedeniyle bir ülkenin komünizme gidişine seyirci kalmak için bir neden göremiyorum.’. Kissinger, soğuk savaş döneminde komünizme karşı savaşta en aktif aktörlerden birisiydi. Komünizmi dünyada zayıflatmak için illegal yolları kullanmaktan çekinmezdi. Bu nedenle CIA, Kissinger için en önemli kurumdu. Her türlü destek ve “müdahale” izni derhal Kissinger tarafından onaylanıyordu. Gladio türü illegal yer altı örgütlerin altın yılları Kissinger dönemine denk gelmektedir. CIA, gladio örgütlerine milyarlarca dolar ödenek ayırıyordu ve bu yolla her “komünizm tehdidi” olan ülkede sabotajlar, suikastlar ve daha bir çok istikrarı zedeleyecek eylemler gerçekleştiriliyordu.
Şili’de gladio örgütlerin bir anda oluşturulup desteklendiği bir merkez haline geldi. Halk Cephesi Partisi’ninlideri ve başkan Salvador Allende, seçimlerden önce vaat ettiği tüm sözleri teker teker yerine getirmeye başladı. Öncelikle geniş çaplı bir toprak reformu gerçekleştirdi ve hemen ardından işçi maaşlarına %65 zam yaptı. Bankalar kamulaştırıldı. Hemen ardından çelik, kömür ve bakır işletmeleri kamulaştırıldı. Bu noktada artık Şili’deki ABD tekelleri (ITT, Kennecott, Anaconda ve Cerro) ülkeden çıkarılmış oluyordu.
Bu önemli kamulaştırma süreci gerçekleşirken ABD, ilk uyarısını gladio üzerinden Şili Genelkurmay başkanı General Schneider Cherau’ya suikast düzenleyerek yaptı. ABD ayrıca, hakim olduğu uluslar arası kurumlarda, Şili’yi dışlayan kararlar aldırttı. Özellikle kredilerin kesilmesi için her türlü yolu kullandı ve başardı. Ülke içinde de Şili pazarından sermaye çekilecek ve bir talep sıkışıklığı yaratılacaktı. Bu sayede ekonomik sıkıntı en üst seviyeye çıkarılmış olacaktı. ABD, tüm bu ekonomik planlarını uygulamaya soktu ve başardı ancak halkın Allende’ye olan desteği hiç azalmadı. Küba ile iyi ilişkiler kuruldu. Allende, her türlü ABD baskısına rağmen sağlık, eğitim, tarım ve hayvancılık alanlarında hedeflerine ulaştı ancak bakır kaynaklarının dışa satılmasının engellenmesi ve fiyatlarının uluslar arası piyasada düşürülmesinden dolayı Şili ekonomisi köşeye sıkışmıştı. ABD’nin maddi ve siyasi desteğiyle sendika liderleri Allende’ye karşı cephe almaya başladı ve yer yer grevlerler başlattılar.
Mart 1973 Şili genel seçimlerinde, ABD’nin sağcı partilere ve gladiolara büyük paralar akıtmasına rağmen Allende’nin önderliğindeki Halk Birliği’nin ezici zaferine yine engel olamadılar. Bu seçimlerden sonra suikastlar ve sabotajlar yoğunlaşmaya başladı. Gladio artık tüm gücüyle hükümeti devirmeye çalışıyordu. Sosyalistler ile faşistlerin birbirlerine saldırması için sabotajlar, cinayetler yapılıyordu. ABD’nin desteklediği General Augusto Pinochet tamda bu noktada devreye girip, Allende’ye son darbeyi indirecekti. 11 Eylül 1973’te CIA’nin örgütlediği bir darbe ile Allende de dahil binlerce Şilili öldürüldü, on binlercesi hapishanelerde işkencelere maruz kaldı. “Prag Baharı”na alternatif olan “Santiago Baharı” da Pinochet’nin darbesiyle ortadan kaldırıldı. Pinochet’in diktatörlüğü 1990 yılına kadar devam etti. CIA’nin kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla bu darbe sadece Pinochet’in inisiyatifinde bir darbe değil, CIA ve Gladio örgütleri ile hazırlanmış ortak bir operasyondu.