BUDİZM

Hindistan’da, M. Ö. 5. yüzyılda Siddhârta Gautama, yani Buda (Aydınlan­mış kişi) tarafından kurulmuş olan dinifelsefi akım. Her şeyin fâni ve boşluktan iba­ret olduğuna inanan kötümser ve panteist bir din.


Budizm, başlangıçta yalnızca ahlâki dü­şünceler ve bir tür yoga hayatı ya da düzenli ve disiplinli bir yaşam anlayışı ile sınırlan­mış ve daha sonra, kutsal kast ayrımlarına, Tanrı‘ya tapınma biçimlerine ve kurban tö­renlerine dayanan Hinduizmden ayrılarak, aynı zamanda felsefi bir akım şeklinde geliş­miştir. Maddenin ebediliğini savunan Budiz­me göre, varolan her şey, Tanrı’nın hiçbir mü­dahalesi olmadan, mekanik yasalara uygun olarak maddeden meydana gelir. Evrende ne varsa, bu şekilde varlığa gelir. Ruh da, bu ya­salara tâbi olmak durumundadır. Başka bir deyişle, Budizm, varlık görüşünde bireyle­rin, canlı varlıkların ezeli-ebedi bir ruhları olmadığını savunur. Bir Yaratıcının varolmadığına inanan Buda’ya göre, kötülükle acının varoluşu bir yaratıcıya duyulacak inancın önünde aşılmaz bir engel oluşturur.


Budizmin iki türü vardır: Hinâyâna ve Mahâyâna. Bunlardan birincisi, yani eski Budizm, bireyleri bu dünyanın sıkıntı ve ıstı­raplarından kurtarmayı amaçlar. Yani, o önce bireyin yazgısını ve kurtuluşunu dikkate alır. Buna göre, acı çekmekten kurtulmanın tek yolu, yaşamdan el etek çekerek, Nirvana’ya ulaşmakla elde edilebilecek olan ahlâk yet­kinliğidir. Buna karşın, Mahâyâna adı verilen yeni Budizm, bireyden çok tüm insanlığı, yani bütünü dikkate alır. Bu anlayışa göre, büyük borç gerçekte tüm insanlığa hizmet et­tikten sonra ödenmiş olacaktır ve bireyin yal­nızca kendisini kurtarmasının hiçbir önemi yoktur.