Dünyanın Enerji İle Anılan Bölgesi: Orta Asya

Göktürk Tüysüzoğlu
23/04/2008


Orta Asya uzun yıllar Çin ve Rusya arasında mücadele alanı olduktan sonra uzun bir süre SSCB’nin egemenliğinde kalmıştı. SSCB’li yöneticiler bu bölgenin stratejik öneminin farkına vardıkları için bölgeye önemli miktarda Rus kökenli vatandaş göndererek bu bölgede ileride yaşanabilecek herhangi bir dönüşümde ya da SSCB’nin aleyhine gelişebilecek bir olayda kontrolü elden kaçırmamayı hedeflemişlerdi. Ayrıca, bölgenin enerji kaynakları da Sovyetler’in iştahını kabartmaktaydı. 1990 sonrası yaşanan gelişmeler ve Sovyetler’in dağılması bölgede yeni devletlerin ortaya çıkmasına imkan tanıdı. Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan olmak üzere 5 yeni bağımsız devlet kuruldu ve bu devletler vakit kaybetmeden uluslararası alanda bir yer kapma mücadelesinin içerisine girdiler.

Sovyet Sistemi’nin yarattığı sıkıntılar nedeniyle ilk yıllarında oldukça büyük ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlar yaşayan Orta Asya Devletleri, ilk yıllarda Türkiye ile çok yakın ilişki kurma taraftarıyken daha sonraları bu politikayı 2.plana attılar. Bunda en büyük etken de Türkiye’nin bölgeye yönelik politika geliştirirken kendi bağımsız politikalarını uygulamak yerine ABD mahreçli bir dış politika argümanı geliştirmiş olmasıydı. Orta Asya Devletleri’nin yöneticileri Türkiye’nin bu durumunu çok geçmeden fark ettiler ve ilişkilerde başlangıçta görülen samimiyet yerini mesafeli bir tutuma bıraktı. Sovyetler’in mirasını devralan Rusya ve Orta Asya’nın büyüyen gücü Çin, bu ülkelere yaklaşarak ekonomik, siyasi ve sosyal alanda çok büyük yardımlarda bulundular. Bu ülkelerin Orta Asya Devletleri’ne yardım etmelerinin en büyük sebepleri, kendi coğrafyaları olarak gördükleri Orta Asya’da başka güçleri görmek istememeleriydi. Özellikle, ABD ve AB’nin bu bölgeye dönük politikaları hem Rusya’yı, hem de Çin’i rahatsız etmekteydi. Bunun yanında Türkiye, İran ve Hindistan’ın bölgede etkin olmaya çalışmaları Rusya ve Çin’in bu bölgeyle ilgili politikalarını hızla etkinleştirmelerine neden olmuştur.

Bağımsızlıklarını ilan ettikten sonra demokratik yönetim adı altında diktatörler tarafından yönetilmeye başlanan Orta Asya Devletleri, dengeli bir dış politika yürütmeyi en önemli hedefleri olarak ortaya koymuşlardır. Böylece, bu politikanın gereği olarak Rusya’nın ‘yakın çevrede’ etkin olmak için icat ettiği Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Teşkilatı’na katılan bu devletler, Rusya ve Çin’in ortaklaşa oluşturdukları ve ileride çok önemli bir global siyasal örgüt olacağına inanılan Şangay İşbirliği Örgütü’ne de katılarak dengeyi sağlamaya çalışmışlardır. Bu sıralarda Batılı güçlerle de ilişkilerini derinleştirmek ve sağlam temellere oturtmak isteyen Orta Asya Devletleri gerek ABD, gerekse de AB ile çok sayıda ekonomik ve siyasi içerikli anlaşmaya imza atmıştır. Ülkemiz ile de ilişkileri tam olarak koparmak istemeyen bu devletler bizimle de çok sayıda anlaşmaya imza atmışlar, ülkenin yapılanmasında Türk işadamları ve müteahhitlerine kapılarını açmışlardır.

Orta Asya Devletleri’nin bugün için en büyük silahları, ellerinde bulundurdukları çok geniş petrol ve doğalgaz kaynaklarıdır. Özellikle Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan’da önemli oranda petrol ve doğalgaz bulunmaktadır
. 21.yüzyılda enerjinin ne kadar önemli hale geldiğinin bilincinde olan bu devletler ellerindeki bu kaynakları kendi ekonomilerinin yararına olacak şekilde değerlendirerek kalkınma hızlarını arttırmaya çalışıyorlar. Aslında, bugün bu ülkelerdeki ekonomik gelişimin can damarı enerji kaynaklarıdır. Bağımsızlıklarını kazandıktan sonra önemli bir ekonomik krize giren bu ülkelerde bulunan Rus kökenli tüccar ve uzmanlar, ekonominin rayına oturmasında ve enerji politikalarının hazırlanmasında da önemli rol oynamışlardır. Unutulmamalı ki Kazakistan nüfusunun %35-40’ı, Kırgızistan nüfusunun %20-25’i, Türkmenistan’ın da %15-20’si etnik Ruslardan oluşmaktadır. Bu Rus kökenli uzmanlar ve işadamları sayesinde Orta Asya Devletleri ile Rusya arasındaki ilişkiler de genellikle sorunsuz şekilde seyretmiştir.

Orta Asya Devletleri’nin enerji konusundaki en önemli partneri Rusya’dır. Sovyetler Döneminde inşa edilen Boru Hatları bu ilişkinin bu kadar üst düzeyde olmasının en büyük sebebi olmuştur. Rusya, mevcut boru hatlarını onararak ve yenilerini inşa ederek Orta Asya Devletleri ile arasında adeta bir enerji köprüsü kurmuş ve bu bölgeden aldığı gazı Avrupa’ya iletmeye başlamıştır. Orta Asya’dan çok ucuza aldığı doğalgazı fahiş fiyatlara Avrupa’ya satan Rusya, coğrafi konumunun verdiği bu avantajla hem kendi ekonomisini güçlendirmiş, hem de 21.yüzyılın Enerji Baronu haline gelmiştir.
Hem AB, hem de Orta Asya Devletleri, bu Rus hakimiyetinden ve tekelinden hiç memnun değiller. Orta Asya Devletleri, enerji sevkiyatı konusunda Rusya’ya muhtaç olmaktan ve kendi enerjisini Rusya’nın belirlediği oldukça düşük sayılabilecek bir fiyattan satmaktan oldukça rahatsızdır. Bu nedenle yeni boru hatları döşemek ve yeni enerji partnerleri bulmanın peşindedir. AB ve ABD de Rusya’nın enerji üretimi ve nakli konusunda bu kadar etkili olmasından oldukça rahatsızlar. Bu nedenle, bölge ülkeleriyle sürekli olarak irtibat halinde bulunuyorlar ve yeni enerji hatları konusunda önerilerde bulunuyorlar. Ancak, gerek Rusya’nın Orta Asya Devletleri üzerindeki baskıları, gerekse de bölge ülkelerinin aralarındaki çeşitli problemler önerilen projelerin hayata geçirilmesini önlüyor. Özellikle, Hazar Denizi’nin statüsüyle ilgili anlaşmazlıklar yeni nakil hatlarının oluşturulamamasının en büyük nedeni durumunda.

Bu günlerde AB ülkeleri, ABD ve Orta Asya Devletleri arasında TransHazar ve NABUCCO Projeleri’nin geleceği ile ilgili görüşmeler yürütülüyor. Ancak, NABUCCO konusunda İran, TransHazar konusunda da Azerbaycan ile Türkmenistan arasındaki sorunlar bir sonuca ulaşılmasını engelliyor. Orta Asya Devletleri, kendi gelişimlerini hızlandırmak ve Rusya’ya bağımlı olmaktan kurtulmak için aralarındaki problemleri çözmek zorunluluğunda olduklarının farkındadırlar. Ülkemiz de hem TransHazar, hem de NABUCCO konusunda isteklidir. Çünkü, bu projelerin gerçekleşmesi halinde bir enerji terminali haline gelecek olan Türkiye’nin hem stratejik önemi artacak, hem de projelerin çok önemli ekonomik getirileri olacak.

Orta Asya Devletleri bugün Çin ile de enerji konusunda işbirliği içindedir. Büyüyen ekonomisi için enerjiye ihtiyaç duyan Çin, Ortadoğu’nun yanı sıra Orta Asya’da oluşturduğu ve oluşturmaya çalıştığı boru hatları ile bölgede önemli bir oyuncu olduğunu ortaya koymaktadır. Üstelik, Çin ne Rusya gibi Orta Asya Ülkeleri’ni tehditle sindirmeye çalışmaktadır, ne de Batı Dünyası gibi bu ülkelerin insan hakları sicilinden şikayet etmektedir. Çin, pragmatist dış politikasıyla bu ülkeleri kendine doğru çekmeyi başarmaktadır. Bu nedenle, Orta Asya Devletleri ile Çin arasındaki ilişkiler günden güne gelişmektedir.

Açıkçası, Soğuk Savaş sırasında dünyanın unuttuğu bir bölge olan Orta Asya günümüzde büyük güçlerin hepsinin siyasi ajandasına girerek uluslararası alanda dramatik değişimlerin her an yaşanabileceğinin güzel bir örneği olarak bizleri selamlamaktadır.


gokkturk@hotmail.com