AKEL (EMEKÇİ HALKLARIN İLERİCİ PARTİSİ) VE OLASI İKTİDARI

Niyazi Kızılyürek
05/08/2007

GİRİŞ
Şubat 2008’de GKRY (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi)’de yapılacak olan Başkanlık seçimlerinde geçmiş yıllardan farklı olarak; AKEL (Emekçi Halkların İlerici Partisi) Merkez Komitesinin 03 temmuz 2007’de yaptığı toplantıda, şu an GKRY meclis başkanı olan parti genel sekreteri Dimitris Hristofyas, Polit Büro tarafından aday gösterildi. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1960 yılından bu yana ,sadece 1998 de Başkan olan Glafkos Klarides hariç, kimi desteklediyse başkan seçtiren AKEL ilk kez bu şekilde kendisinden aday belirledi.Makarios, Spiros Kiprianu, Yorgos Vasiliu ve Tasos Papadopulos hep AKEL desteğiyle başkanlık koltuğuna oturabildiler. Şu an iktidarda bulunan Tasos Papadopulos yukarıda da değinildiği gibi AKEL desteğiyle iktidara gelmişti ve kesin bir açıklama olmamasına rağmen adaylığına kesin gözüyle bakılıyor, fakat şu an AKEL desteği olmadan. Kendi partisi merkez sağ DİKO ve sosyalist EDEK’in desteği ise halen sürüyor. Başkanlık seçimlerinde aday olacak bir başka isim ise Klarides’e yakın olan isimlerden dışişleri eski bakanı Kasulidis’dir. Kasulidis’in partisi ise Kıbrıs’da ikinci büyük parti konumunda. Papadopulos’un hemen herşeye “hayır” demesi, uzlaşmaz tavrı, ülkesini iyi temsil edemeyişi ve ülkesinin itibarını AB ve üçüncü ülkeler nezninde düşürmesi, başkanlık seçimlerinde rakiplerinin –özelliklede AKEL’in- elini epey güçlendireceği düşünülmektedir.

Bu bilgiler ışığında, iktidarına en çok şans verilen AKEL’ i daha yakından tanımak, olası iktidarında Kıbrıs’ı ve dolayısıyla Türkiye’yi ne gibi gelişmelerin bekldiğini tahmin etmek açısından yararlı olacaktır.

KKP’DEN AKEL’E
AKEL’in olası iktidarını analiz edebilmek için onu daha yakından tanımak ve kuruluş amaçlarını anlayıp, geçmişini irdelemek gerekir. Bu bağlamda aşağıda, öncüsü KKP(Kıbrıs Komünist Partisi)’nin ve devamcısı AKEL’in geçmişine kısaca göz atacağız.

Britanya sömürgesi olan Kıbrıs, İngiltere’nin sömürge hareketiyle beraberinde getirdiği sanayi devriminin nimetleri ve kültürü sayesinde, sosyalist ideolojinin olmazsa olmaz unsuru olan; işçi sınıfı, köylüler, küçük esnaf ve ilerici aydınlar, gibi sosyal sınıfları 1920 ‘lerin ortalarında ortaya çıkardı . Bunun doğal sonucu olarak bu sınıflar örgütlenme ihtiyacı hissettiler.İşte bu dönemde ilk sosyalist ideoloji ve ilk komünist gruplar görülmeye başlandı.Bu etkiler ışığında devamcısı AKEL olan KKP’nin kuruluş kongresi 15 Ağustos 1926’da gerçekleşti ve KKP kuruldu. Böylece sosyalist ideoloji kendini örgütlü bir yapı içerisinde bulmuş oldu. Rusya’daki Ekim Devrimi’nin etkisi ise partinin kendi ilkelerini daha fazla farkına varması ve daha da güçlenmesi için çok uygun bir zemin oluşturmuştu. 1920 – 1930 yılları arasında KKP’nin desteğiyle ilk sınıfsal bilince sahip sendikalar kuruldu ve ilk sınıfsal mücadeleler başlatıldı.

Bilindiği gibi Kıbrıs o sıralarda Britanya sömürgesi idi ; bu yüzden KKP sadece sınıfsal mücadelelerle değil, aynı zamanda sömürge yönetimiyle de mücadele etti ve bu mücadelesine Kıbrıslı Türkler de destek verdi,böyllikle sömürge karşıtı ilk organize örgüt kurulmuş oldu. Bu esnada Britanyalı koloniciler ve Kıbrıs içindeki anti- komünistler “kutsal” diye nitelendirdikleri bir cephede birleşdilr.Bu doğrultuda Kıbrıs’da başa geçen iktidar, sendikalı işçileri işten çıkardı , KKP’nin ise her türlü faaliyetini yasaklandı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında oluşan bunalımın etkisiyle , Kıbrıs’da başta olan Pelmar’ın aldığı diktatörce önlemler gevşeme göstermiştir. Bu gelişmeleri gören ve yasallaşmak için uygun bir zemin arayan KKP bunun için ilk adımı atarak 14 Nisan 1941’de Skarinu’da yapılan toplantıda AKEL’in kuruluş kararını aldı. “Hitler Faşizmi”ne tepki olarak kurulan parti, üç yıl KKP ile birlikte çalıştı, bu koalisyonda, KKP koalisyonun illegal kanadını, AKEL ise legal kanadını oluşturuyordu. 1944 yılında iki partiye gerek olmadığı kararı alındı ve KKP ile AKEL birleşme kararı aldılar.

Hitler’e karşı kurulan AKEL, savaş sırasında SSCB’nin galip gelmesi için Nazi Ordusuna karşı 11 MK üyesini ve 800 partiliyi
[1] savaşa göndermişdi, savaş sona erdiğinde ise Britanya bu askerleri sömürge savaşlarında kullanmak üzere terhis etmek istemedi. Terhis olmak isteyen askerler Kıbrıs ve Mısır’da toplama kamplarına kapatıldılar ,AKEL’in verdiği mücedeleler sonucunda bu askerlerin terhisi zor da olsa başarılmış oldu.

Savaş sonrası Britanyalılar Kıbrıs halkının kendi kaderini tayin hakkını kullanmaya izin vermeyip verdikleri sözleri yerine getirmediler. Bunun üzerine Lefkonuk’da 25 Mart 1945’te bir halk hareketi düzenlendi, bu gösteride Britanya polisleri göstericilerin üzerine ateş açtılar . Bu olayda biri sekiz yaşında, üç kişinin yaşamını yitirmesi sömürgecilikle mücadelenin daha yoğun bir şekilde devam etmesini sağladı.

“ Görüldüğü gibi AKEL sadece sınıf mücadelesi vermemiş, aynı zamanda sömürgecilikle de mücadele etmiştir. AKEL’in olası iktidarında işgalci ve yayılmacı olarak nitelendirdiği Türkiye’yi, gerek AB adaylığı konusunda, gerekse Kıbrıs meselesinin çözümünde, zor anların beklediğini gösteriyor .”

1960’lı yıllarda sömürgecilikle mücadele yerini toplumlararası mücadeleye bıraktı. Londra- Zürih antlaşmalarıyla kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni, kendince bağımsız bir cumhuriyet olarak görmediği için reddeden AKEL , kendi desteğiyle iktidara gelen Makarios’a bir öneri paketi verdi.Fakat koşullar bu paketi uygulamak için uygun değildi. O sırada Yunanistan’da meydana gelen askeri darbe ,Kıbrıs’da da etkisini gösterdi. Yunanistan’daki cunta hükümeti tarafından adaya gönderilen Grivas EOKA-B’yi örgütledi ve Nicos Sampson liderliğindeki EOKA-B, Yunan Cuntasınında desteğiyle, Sovyetler’le yakın ilişkiler kurduğu için “Kızıl Papaz” olarak nitelendirilen Makarios’un hükümetini düşürdü. Makarios hükümetinin düşürülmesi ve Kıbrıslı Rumlar arasındaki iç savaş, Türkiye’nin adaya müdahalesini kolaylaştırdı. Bunun sonucunda 1974 Temmuzunda, Türkiye tarafından adadaki istikrarı tekrar sağlamak için yapılan Barış Harekatı sonucunda ada Kuzey- Güney olarak ikiye ayrıldı.

EOKA-B Enosis
[2]’çi ve aşırı sağ bir örgüttü. Bu örgüte karşılık olarak Kıbrıs Türkleri tarafından TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı) adında bir örgüt kuruldu. Bu örgüt EOKA-B saldırılarına göğüs germek için kurulmuştu, Türkiye’den gelen subaylar tarafından örgütlenmiş , milli duyguların ağır bastığı bir örgüttü. Sonuç olarak toplumsal çatışmanın her iki tarafında da aşırı sağ ağır basıyordu.

“Günümüzde GKRY’de iktidarda bulunan Tasos Papadopulos eski bir EOKA-B üyesidir. Aynı şekilde CTP iktidarına kadar KKTC’de başa geçen partilerin çoğunun alt yapısını TMT oluşturmuştur. AKEL’in olası iktidarında, CTP’de KKTC’de iktidar olmasıyla esecek olan sol rüzgarın neler göstereceğine makalenin ileleyen satırlarında değinilecektir."

AKEL’İN KIBRIS SORUNU ALGILAMASI
Temmuz 1974’te yapılan Barış Harekatı sonrasında AKEL’in Kıbrıs politikasına bakış açısı işgal karşıtı bir politika zemini üzerine oturmuştur.Her fırsatta Türkiye’nin garantörlük hakkından doğan müdahalelerini en aza indirgeyecek politikalar üzerinde uzlaşmak istemiştir. İki toplumlu- iki bölgeli federasyon modelini her fırsatta dile getirmiş, bu modeli ilk kez 1974 Kasım’ında kendi desteğiyle iktidar olan “Kızıl Papaz” lakaplı Makarios’a bildirmiştir. Fakat bu model dönemin konjenktürü içerisinde uygulanma fırsatı bulamamıştır. Bununla birlikte, AKEL; 1977 ve 1979 yıllarında sırasıyla Makaryos ve Kiprianu’nun Denktaş ile yaptıkları “Doruk” antlaşmalarından yana tavır almıştır. Çünkü bu anlaşmalar iki toplumlu – iki bölgeli bağımsız ve federal bir Kıbrıs için temel oluşturmuştur. Parti halen tezlerini bu iki antlaşmanın zeminine oturtmaktadır.

AKEL’in Kıbrıs sorunu çözümünde olmazsa olmaz gördüğü bir başka nokta ise “işgalci” ve “irredantist” olarak nitelendirdiği Türkiye Ordusunun ve sonradan Türkiye tarafından yerleştirilen KKTC vatandaşlarının adayı terketmesidir. Bu bağlamda AKEL her fırsatta Anti-Türkiyeci tavrını açıkça ortaya koymuştur.

Bunun yanında Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum’lar arasındaki buzları eritip, birbirine yaklaştırmayı sorunun çözülmesi için temel unsur, ön koşul olarak görmektedir. Bu da partinin 80 yıllık geçmişinden gelen “halkçı” geleneğinin bir parçası olarak kendisini göstermektedir. Zaten AKEL Kıbrıslı Türkleri, işgal altında yaşamak zorunda bırakılan kendi halkı olarak görmekte ve KKTC gerçeğini gözardı etmektedir. Partinin bu görüşünde ısrar etmesi, olası iktidarında sorunu içinden çıkılmaz bir duruma getirebilir. Bunun yanında Papadopulos’un iktidarı döneminde şiddetle savunduğu üniter devlet ve beraberinde getirdiği “ozmosis”
[3]e karşın daha yumuşak bir politika izleyeceğine de şüphe götürmez bir gerçektir.

AKEL’in her fırsatta dile getirdiği tam bağımsızlık unsurunu, olası iktidarında olabilecek müzakereler içinde öngörmektedir. Şöyle ki; AKEL’in “Annan Planı”nda da dile getirdiği gibi müzakerelerin sıkışık takvimlerle gözlemciler arasında sıkışıp kalmaması gerektiğidir. Zaten “Annan Planı”na “OXI” derken öne sürdüğü bahane zamanın kısa olması ve gözlemcilerin dayatmasından dolayı üzerinde fazla çalışılamamış olmasıdır.

Son olarak AKEL “Kıbrıs Sorunu”na bir göçmenler meselesi olarak da bakmaktadır . İnsan hakalrına dayandırdığı bu tezinde tüm göçmenlerin kendi evlerine ve mülklerine dönmesi gerektiğini savunmaktadır. Fakat bunun gerçekleşmesinin adada kaos ortamı yaratacağı kuvvetle muhtemeldir.

Sonuç olarak, AKEL için “Kıbrıs Sorunu”nuna bakış açısını aşağıdaki beş maddeyle özetleyebiliriz:
   -Türk işgal kuvvetleri ile Türkiye'den getirilen nüfusun adadan ayrılması
   -Kıbrıs Cumhuriyeti'nin birliğinin, toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin sağlanması.
   -Kıbrıs'ın bağımsızlığına ve bağlantısızlığına saygı gösterilmesi.
   -Tek yanlı müdahale hakkı olmadan, BM tarafından uluslararası genişletilmiş güvencelerin sunulması.
   -İnsan haklarına, tüm göçmenlerin kendi evlerine ve mülklerine dönüş hakkı dahil Kıbrıslıların özgürlüklerine saygı.
[4]

AKEL Genel Sekreteri, başkan adayı Hristofyas’ın seçim propagandasını Türk tarafıyla yakınlaşma ve adada birlik üzerine kuracak olduğunu son zamanlarda verdiği demeçlerden anlaşılmaktadır. Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı M. Ali Talat’a, 7 Temmuz 2007’de GKRY lideri Papadopulos’un seçim paniği ile yaptığı görüşme çağrısını kabul etmesi gerektiğini bir çok yerde dile getirmesi, olası iktidarında müzakerelerin “8 Temmuz Antlaşması”(Gambari Antlaşması) doğrultusunda olacağını gösteriyor. Cumhurbaşkanı Talat’ı “eski bir dost ve dava arkadaşı” olarak nitelendirmesi ise, eğer iktidar olursa, iki tarafta da iktidarda olmuş olacak sol yönetimin yakınlaşmayı artıracağı ve belkide “çözüm”ün adaya bir şekilde geleceği şeklinde yorulanabilir.

Ancak konuyu Türkiye açısından yorumlayacak olursak, gelişmeler pek de iç açıcı bir tablo çizmiyor. Çünkü Türkiye’nin adada etkin bir rol oynaması stratejik çıkarları için olmazsa olmaz bir unsur. Bunu da barış harekatından beri -bir devlet politikası olarak- KKTC’deki milliyetçi ve vatansever unsurları destekleyip, arasındaki bağı bu şekilde muhafaza ederek, başarmış durumdadır. Olası AKEL iktidarının KKTC solunu dahada kuvvetlendirmesi, Kuzey’deki milli unsurların dahada erezyona uğramasına neden olacak, böylece KKTC’deki Türk üst kimliği yerini Kıbrıslı üst kimliğine bırakabilecektir. Bu gelişmeler de adadaki birleşmeyi hızlandıracağı gibi,“Anavatan” dan kopmayı da beraberinde getirecektir. AB’nin de baskılarıyla Türkiye için stratejik önemi tartışılmaz bir ada olan Kıbrıs’ın kaybedilmesi bile sözkonusu olabilir. Hristofyas’ın Türkiye’deki erken seçimler konusunda yaptığı değerlendirmelerde; millet bilinci yerine, ümmet bilinci çevresinde şekillenmiş olan dolayısıyla milli hassasiyetleri diğer partilere nazaran daha zayıf olan iktidar partisinin tekrar iktidara gelmesini istemesi,bu görüşü doğrular niteliktedir.


YARARLANILAN KAYNAKLAR
<http://www.akel.org.cy/Turkish/akel.html(17.07.2007)>
Editör: Dr. İrfan KALAYCI, Cüneyt Akalın, “KIBRIS ve GELECEĞİ”, Nobel Yayınları, 2004, Ankara
Murat Metin Hakkı, “Kıbrıs Çıkmazı”, Emre Yayınları 2006, İstanbul
Şenol Kantarcı, “Kıbrıs Laboratuvarı”, Aktüel Yayınları, 2005, İstanbul
Kıbrıs Postası, 02.07.2007
BRT, 05.07.2007
BRT, 08.07.2007
Kathimerini Gazetesi , 09.07.2007
Arca Ajans, 11.07.2007
ABHaber 11.07.2007
Radikal, 11.07.2007
AB Haber 11.07.2007
Kıbrıs Postası, 12.07.2007
Yeni Düzen, 12.07.2007 (Sami Özuslu)
Yeni Düzen, 12.07.2007 (Hüseyin Ekmekçi)
Arca Ajans, 12.07.2007 (Ata Atun)
Kıbrıs Postası, 14.07.2007
Kıbrıs Gazetesi, 16.07.2007
Kıbrıs Gazetesi, 16.07.2007 (Başaran Düzgün)
ABHaber 17.07.2007
Yeni Düzen, 17.07.2007 (Sami Özuslu)

[1] http://www.akel.org.cy/Turkish/history/80MKtezler.html#1
[2]ENOSİS : Birleşme anlamına gelmektedir. Kıbrıs Adası'nın Yunanistan ile birleşmesi dileğini belirtmekte kullanılan bir deyimdir. Yunanistan ve Kıbrıs Rumları arasında benimsenen Enosis, Megalo İdea düşüncesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
[3]Ozmosis: Kıbrıs Rum yönetimini Kıbrıslı Türklere ‘Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti’ olarak kabul ettirme yöntemi
[4]<http://www.akel.org.cy/Turkish/history/tarih7.html> (17.07.2007)




Niyazi Kızılyürek