Kıbrıs’taki kayıp kazılarından barış umudu çıktı (G. Plümer Küçük İle Söyleşi)

ÖMER LEVENTOĞLU
LEFKOŞA

(27.03.2007)

Her savaş büyük yıkımlar getiriyor, fakat toplumlar bu yıkımların sonuçlarıyla nadiren .yüzleşebiliyorlar. Dünyanın en tartışmalı bölgelerinden olan Kıbrıs adasında ise bugünlerde geçmiş şiddet günlerinin acı sonuçlarıyla yüzleşmeyi esas alan kapsamlı bir proje yürütülüyor. Yıllardır bir türlü aktif çalışamayan Kayıp Şahıslar Komitesi son günlerde hummalı bir çalışma yürütüyor. Adanın iki yakasında toplu mezar kazıları yapıyor, çıkartılan kemiklerle kayıp yakınlarının acısını az da olsa dindirmek amaçlanıyor.  

Birleşmiş Milletler gözetiminde Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nün yanısıra Rum ve Türk heyetlerinden oluşan Kıbrıslı Kayıp Şahıslar Komitesi’nin çalışmaları dikkatleri üzerine çekiyor. ANF’ye konuşan Komite’nin Türk tarafı Başkanı Gülden Plümer Küçük, kazıların sonuçları hakkında bilgi verdi ve yapılan çalışmaların geçmiş acılarla yüzleşme konusunda örnek oluşturduğunu vurguladı. Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde kayıplar komitesinin çalışmalarını gözlemlemek üzere heyetler geldiğini anlatan Küçük’e göre kayıplar konusundaki çalışmalar, Rum ve Türk halkı arasında sivil yakınlaşmaları da teşvik eden bir nitelik taşıyor. Acılarla yüzleşmenin barışa katkı verebileceğini belirten Küçük, dünyanın başka bölgelerindeki benzer niteliğe sahip olan durumlar için projeyi incelemeye değer olarak niteliyor. 

- Öncelikle kurumunuzun şu anki faaliyetleriyle ilgili bilgi verir misiniz?
 
- Kayıp şahıslar Komitesi üç üyeden oluşuyor. Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumlar ve bir de Birleşmiş Milletler’in atadığı üçüncü üye ile çalışıyor. Üçüncü üyeyi Uluslararası Kızılhaç Örgütü ICRC, BM’ye öneriyor ve BM de atamayı yapıyor.   Şu anda üç üye de faal bir durumda çalışmaktadır. Çünkü bir dönem BM, Kayıp Şahıslar Komitesi’nin yeterli çalışmayı yapmadığına inanarak uzun süre kendi üyesini atamadı, ancak daha sonra çalışmalarımız yoğunlaştığı için tekrar atama yapıldı ve komite çok etkin bir şekilde çalışma yapmaktadır. .

- Bugüne kadar sorunlu bir şekilde yürüyen ve toplu mezarların ortaya çıkartılmasında etkili olamayan bir işleyiş vardı bildiğimiz kadarıyla. Peki şimdi çalışmalarınız nasıl bir sisteme bağlı olarak yürütülüyor?  
- Komite, bir tüzük ve bir kurallar manzumesi ile şekillendi ve sorumluluklarını bu çerçevede götürmektedir. Bu çerçevede kayıplarla ilgili bilgi değiştirme, etkili araştırma yapma, kayıpları bulma ve bu kayıpları ailelerine teslim etmek gibi yükümlülükleri vardır. Bu yükümlülükler, uzun süre her iki tarafın da konuyu politize etmesi nedeniyle başarılı olunamadığını söyleyebiliriz. Ama sonuçta 2004 yılından sonra atmosfer değişti ve her iki toplum lideri de politik mülahazalardan uzak olarak projeye destek kararı aldı ve BM’nin de gözetiminde çalışmalar yeniden bir projeye doğru şekillendi. 2005 yılında projenin ilk alt çalışmaları başladı ve 2006 yılında projenin yapılanmasına gidildi, bu yapılanma sırasında da ICRC’nin de danışmanlığı kullanıldı. Böylece proje; kazı ve kimlik tespiti projesi olarak yürürlüğe kondu. Proje halen 4 aşamalı olarak yürütülüyor. Bunlar kazı yapmak, antropoloji laboratuarı çalış ması, kimlik tespiti ve kimlikleri tespit edilen kayıpların ailelerine teslim edilmesinden oluşuyor.  

- Karşılıklı iki toplumun işbirliğini nasıl sağlıyorsunuz? Bu konuda sıkıntılarla karşılaşıyor musunuz?  
- Bu kayıpların gömü yerlerinin bulunması için yapılan çalışmalar çok uzun zaman almıştır. Bu da ancak karşılıklı bilgi değişimine dayanmak durumundadır. Biliyorsunuz Türklerin kayıpları genellikle Rum tarafında, Rumların kayıpları da çoğunlukla Kuzey Kıbrıs’ta bulunmaktadır. Bu da projenin yürümesi için bir itici güç oluşturmaktadır. Yani hiçbir zaman Kıbrıslı Rumlar tek başlarına kendi kayıplarını bulamazdı, Kıbrıslı Türkler de bulamazdı. Onun için işbirliği içinde çalışılması gerekiyordu ve iki toplumlu olarak yürütülen tek proje bu projedir. Uzun süreli çalışmalar sonrasında halen gömü yerlerinde kazılar yapılıyor. Kazıları yürüten arkeologlar iki toplumdandır. Dokuzu Kıbrıslı Rum dokuzu Kıbrıslı Türk’ten oluşuyor. Antropoloji laboratuarını ara bölgeye kurduk. Bu ara bölgedeki laboratuarda da yine üç Kıbrıslı Rum üç Kıbrıslı Türk Antropolog çalışmaktadır. Bu arkeolog ve antropologlara üst danışmanlık ya pan Arjantinli profesyonel bir adli tıp grubu vardır. Bunun yanı sıra kazılarda çıkardığımız kayıplara ait kemikler inceleniyor. Biliyorsunuz Kıbrıslı Türklerin kayıpları 1959’lardan, 60’lardan itibaren başlamaktadır ve bu yıllardan 1974’e kadar bilinen kayıp olmuştur ve daha sonra da toplamda 502 kaybımız vardır. Kıbrıslı Rumların da 1468 kaybı bulunmaktadır.  

Bu kayıplardan, her iki tarafta da yapılan kazılardan çıkartılan 200’ü aşkın kayıp antropoloji laboratuarında DNA testi için hazırlanmaktadır. Bu arada kayıp yakınlarından DNA testleri için kanlar alınmıştır ve Kıbrıs Türk tarafı olarak kendimiz bir DNA laboratuarı kurduk ve burada kayıp yakınlarından NDA’lar elde ettik. Rum tarafı da benzer bir çalışmayı yaptı ve bu iki DNA sonuçları bir yerde toplanacak, ortak laboratuarda da iki toplumun genetik uzmanları çalışacak ve bu uzmanlar kemiklerden elde edilen DNA’ların kayıp yakınlarının DNA’ları ile karşılaştırarak bu kemikleri ailelerine teslim etme olanağı sağlanacaktır.  

- Benim aldığım bilgilere göre 50 Türk, 160 Rum kayıp kemiğinin çıkartıldığı söyleniyor. Bu kemiklerin kimlere ait olduğu tespit edilmiş midir?  
- Bu yapılan işlem bir kimlik tespiti değildir, fakat şöyle bir durum söz konusudur: Kimliklerinin tam olarak belirlenmesi için DNA testi gerekmektedir. Genetik biliminin gelişme seyri de son 10 yıl içerisinde geliştiği için bu testlerin sağlıklı yapılması gerekiyor. Ancak gömü yerleri açılırken, büyük araştırmalar yaptık. Bir gömü yerinin açılabilmesi için tam yer tespiti için, kayıp yakınlarının göz şahitliğiyle, olay takibiyle, tarihsel olayların ışığında çalıştık. Her iki halkın yardımıyla bunları bulduk. Kazdığımız yerlerde Türklerin mi Rumların mı gömülü olduğunu bu göz şahitlikleri ve kayıp yakınlarının verdiği bilgilerle tespit ediyoruz. İnce eleyip sık dokuyoruz. Ama Türk diye çıkartılan bir gömüt yerinde bir Rum’un olma ihtimali yok mudur? Evet olabilir, yüzde bir ihtimal olsa bile böyle bir şey söz konusudur. Bunun için DNA testine ihtiyaç vardır. Ancak söylediğiniz rakamlar her gün değişmektedir . Çünkü kazılar iki tarafta da her gün yapıldığı için rakamlar sürekli değişiyor.  

- Bu kazıların yapılması ve kayıpların ortaya çıkartılması, konuştuğum kişilerden edindiğim izlenimlere göre siyasetçiler ve sivil toplum temsilcileri tarafından olumlu karşılanıyor. Bu konuda sizin tespitleriniz nedir?
 
- Elbette. Bu projeye genel olarak baktığımızda, her safhası iki toplumca yapılan bir projedir. Ve bu, toplumun en büyük acı kaynağına inen, acıları ortaya koyan, yüzleşen ve kayıp yakınlarına yardım etmeye çalışan bir projedir. Yani her iki taraf da, bu yaşanan çatışmalardan kayıplara uğramışlardır ve bu kayıplar için 40 yıldır bir mezar bile bulunamamıştır. Bu sizin tekrar birlikte, acılarınıza dönerek, onları görerek, yüzleşerek bir araya gelmenizi sağlayan, geleceğinizi düşünmek için size bir zemin kazandıran bir çalışmadır.  

Yani bugün gençlerimiz, arkeologlarımız ve antropologlarımız belki de 1974’ten sonra doğmuşturlar. Yani bu dönemin olaylarını yaşamamış gençlerdir uzmanlarımız. Ama bu kazıları yaparken, o dönemin acılarını gözlemleyebiliyorlar. Dolayısıyla bu çalışma, iki toplum için de sınırlı sayıdaki olumlu faaliyetlerden biridir.  

- Peki bu çalışmalarınız, sivil siyaseti nasıl etkileyecek?  
- Politik alana baktığınızda görüyorsunuz ki, iki toplumlu projeler genellikle işlerlik kazandırılamayan projeler olarak kalıyorlar. Fakat Kayıp Şahıslar Komitesi’nin ortaya çıkardığı bu proje, her iki toplum tarafından da sahiplenilen ve bu projenin hayata geçirilmesi için her iki toplumdan da insanların politikacılara etki yapmaktadırlar. Bunu her iki taraftan da hissedebiliyorsunuz. Bu meselenin birinci boyutudur. Öte yandan kayıplar her iki tarafta da var ve Türk tarafının kayıpları Rum tarafında, Rumların kayıpları da Türk tarafında bulunduğu için işbirliği içerisinde yürütülmesi gereken bir faaliyettir ve bu da itici bir güç oluşturuyor. Politikacıların da, iki liderin de meselenin politize edilmemesi yönündeki çağrıları ve son süreçte buna destek vermesi de projenin hayata geçirilmesinde etkili olmaktadır.  

- Dünyada buna benzer bir takım örnekler olduğunu biliyorsunuz. Arjantin, Şili ve Türkiye’de benzer süreçler yaşandı ve kayıplar, faili belli olmayan, tespit edilemeyen ölümler var. Sizin bu çalışmanız, bu anlamda bir örnek teşkil etme potansiyeli taşıyor mu?  
- Evet. Örnek teşkil ediyor. Bilhassa Ortadoğu’dan çok sayıda gazeteci gelerek bu projemizle ilgili bilgi alıyor ve yazıyorlar. Ayrıca ICRC Belçika’da, Brüksel’de yaptığı uluslararası kayıplarla ilgili sempozyuma bizi davet etti ve burada bizim modelimiz, dünyada bir örnek olarak gösterildi, işleyen tek örnek olarak ortaya kondu. Gerçekten de dünyaya baktığınızda, iki toplumlu olarak işleyen tek örnek, şu anda Kıbrıs adasında Kayıp Şahıslar Komitesi’nin yürütmekte olduğu projedir. Gerçi dünyada kazılar yapılıyor ama hiçbir zaman iki toplumlu olarak yapılmıyor. Dediğim gibi özellikle Ortadoğu’da özellikle yoğun bir ilgi var ve bunun örnek olabileceği görüşü gittikçe güç kazanıyor. Hatta biz şöyle de düşünüyoruz: Bu projemiz, Kıbrıs’ta barış için başka projelere de öncü olabilir. İki toplumun yakınlaşması için öncü olabilir. Yani esasında dünyada tek örneği olan, tek antropoloji laboratuarı, tek DNA laboratua rı kullanılıyor. Antropoloji laboratuarı ara bölgede de, DNA laboratuarı Güney Kıbrıs’tadır fakat bunun içinde kurulacak olan iki toplumlu bir ünitede çalışmalar yürütülecek, çünkü uluslar arası niteliğe sahip bir laboratuardır. Ancak bütün çalışmalar eşit şartlarda ve iki toplumlu olduğu için projenin örnek niteliği önem kazanıyor.  

- Politikacıların kararı ve inisiyatifi burada önemli olsa da, niteliği ve fonksiyonu itibariyle sivil toplumun buradaki katkısı ne düzeydedir?  
- Elbette ben Cumhurbaşkanı tarafından atandım, Rum temsilci de Cumhurbaşkanı tarafından atandı. Bu bir sivil toplum faaliyeti değildir ama sivil toplum örgütleri olan kayıp aile yakınları toplum örgütleriyle işbirliği içerisinde çalışıyoruz. Ayrıca İnsan Hakları Vakfı ile de çalışıyoruz. Bütçesi çok yüksek olan ve sivil toplum örgütlerinin karşılamakta zorlanacağı bir projedir. Fakat işbirliği içindeyiz. Halen 2007 bütçesi garanti altındadır. Bu Kıbrıs Türklerine AB tarafından verilecek olan 259 milyon Euro’nun içinden Kıbrıs Türk liderliğinin onayı ile tahsis edildiği gibi, bunun yanı sıra İngiltere, Almanya, Belçika, Türkiye, Yunanistan da bize katkıda bulunuyorlar.  

- Kayıpların sayıları büyük oranda tespit edilmiş durumda. Bu kayıplar çıkartılıp ailelerine teslim edildiğinde mi projeniz sona erecek?  
- Bir senede aşağı yukarı 300-400 insanın kemikleri çıkartılabilir sanıyorum. Çünkü kolay bir çalışma değil. Kazılar, DNA testleri uzun süre alıyor. Farklı sorunlarla karşılaşıyoruz. Kuyular var mesela, açılması çok zor olan bölgeler var. Dolayısıyla 3 ya da 4 yıl sürecek bir projedir bu. Bu sürenin sonunda da yüzde yüz kesinlikte bütün kayıpların kemiklerini çıkartıp tespit edebileceğimizi iddia edemiyorum. Çünkü uzun yıllar geçti aradan ve bu süre içerisinde inşaatlar oldu, insanlar unutuyor, göz şahitlerinin bir çoğu şimdi hayatta değil, yer tespitinde sorunlar yaşanıyor, yerleşim yerlerindeki değişiklikler yer tespitini zorlaştırıyor. Yollar, ağaçlar vs artık eskisi gibi olmadığı için bütün kazı yerlerinin tam doğru sağlıklı bir şekilde tespiti ve sonuca ulaşmakta kısmi eksikliklerimiz olacağını kabul ederek yapıyoruz bu çalışmayı. Projenin öngörülen bitiş süresinde yine de önemli oranda kayıplarla ilgi li çalışmayı bitirmiş olacağız.  

- Uzun yıllar önce iki toplumun şiddete maruz kalmış üyelerini ortaya çıkarmak, acı ve travma dolu bir gerçekle karşılaşmayı gerektiriyor. Bu çalışmada bir kadın olarak yer almanız duygusal olarak nasıl etkiliyor sizi?  
- Aslında meselenin insani yanı çok önemli. Duygusal olarak ağır bir görevdir. Ama yine de şunu söylemem gerekiyor ki, bu duygusallığa çok fazla kapılmadan, çok başarılı bir koordinasyonu gerektiren bir görevdir. Bu göreve atandığımda da farklı sivil toplum örgütleriyle farklı projelerde çalışmıştım. Rum üye ise uzun süredir bu görevdedir. Üçüncü üye Cristof Jiro da İsveç kökenlidir. Aslında kolay değil sorumluluğu büyüktür. İnsanlara karşı sorumluluk duyuyorsunuz. Bu duygusal olarak da etkiliyor insanı.  

- Güney Kıbrıs tarafı ile de, oradaki kayıp yakınlarıyla da görüşüyor musunuz? Kayıp yakınlarıyla iletişiminiz hakkında bilgi verebilir misiniz?   - Kıbrıslı Türk kayıp yakınlarıyla çok yakın ilişkimiz var, fakat Rum tarafındaki kayıp yakınları Rum Komitesi’nin ofisine gidiyorlar ve karşılıklı bilgilerimizi birbirimize sunarak gömü yerlerini bu değerlendirmeler ile belirlemeye çalışıyoruz. Ama elbette bu acılı insanlarla yüzleşirken, hiçbir şekilde duygudan uzak kalamıyorsunuz. Bir acıyla karşılaşıyorsunuz. Bu kayıp yakınlarıyla iyi bir ilişki kurmamız çok önemli. Bunun için psikolojik danışmanlar ile çalışıyoruz. Çünkü bu çok önemlidir, bir travmadan bahsediyoruz. Bu travma 40 senelik bir travma ve bir şekilde bunu deşiyorsunuz, tekrar ortaya çıkıyor. Bu nedenle çok hassas bir çalışma yürütmek zorundayız.   Bu projede en önemli, hassas nokta ise şudur: Çalışmanın hiçbir aşamasının politize edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Politik tartışma ve sorunlardan her zaman uzak kalınmasını gerektiren hassasiyeti olan, insani bir sorundur çünkü. Ancak bu şekilde ben projenin başarıya ulaşacağına inanıyorum.  

KAYNAK: ANF