KIZIL TUGAYLARIN GERİ DÖNÜŞÜ
CELİL DEMİRALP- ANF
(21.02.2007)
Bir döneme damgasını vuran ve birçoğuna göre aslında hiçbir zaman yok olmayan Kızıl Tugaylar’ın geri dönüşü İtalya’yı tedirgin etti. 15 kişinin gözaltına alındığı operasyondan sonra Kızıl Tugaylar’ın eski Başbakan Silvio Berlusconi’nin evine yönelik eylem hazırlığı içinde olduğu iddia edildi.
Ortadan kaldırıldığı belirtilen tarihten itibaren, şu ana kadar yaptıkları tek eylem Pedova’da Forza Nuova isimli neo-faşist bir gruba yönelik küçük çaplı bir eylem ile aynı kentte bir otomatik para makinesinin tahribatı oldu.
15 Şubat günü Kızıl Tugay üyesi olduğu belirtilen 15 kişi ülkenin kuzey kentlerinde yapılan operasyonlarda tutuklandı. Aynı gün polis Padova çevresinde bir silah deposu ortaya çıkarılmıştı. Depoda Kalaşnikov, Uzi silahlar ile Skorpion marka tabancalar, tabancalar, kurşun geçirmez yeleklerle ve polis üniformaları bulunmuştu. İçişleri Bakanı Yardımcısı Marco Minniti, bu cephanenin tutuklanan kişilerin ne derece etkili ve tehlikeli kişiler olduğunu gösterdiğini söyledi. Başbakan Romano Prodi ise 15 Şubat günü yaptığı açıklamada, bunun yeni olay değil, hiçbir zaman ortadan kalkmayan bir olgu olduğunu belirtti.
BERLUSCONİ’YE SALDIRI PLANI
Ele geçirilen belgeler ve dinlenen telefonlardan yeniden ortaya çıkan Kızıl Tugaylar’ın daha ses getirecek eylem hazırlığında olduğunu gösterdiği belirtildi. Güvenlik kaynaklarına göre Kızıl Tugaylar eski Başbakan Silvio Berlusconi’nin evi, televizyon alıcıları, Amerikalı sanayici Rupert Murdoch’a ait Sky televizyonları veya Libero isimli sağcı gazeteye yönelik eylem hazırlığında olduğunu belirtti. Silahlı grubu ayrıca reformist solcu iş hukuku profesörü Pietro Ichino’ya yönelik saldırı planladığı belirtildi. Ichino’nun profilinin 1999 yılında Roma’da öldürülen iş hukuku alanında uzman Massimo D’Antona ve 2002’de Bologne’da öldürülen Marco Biagi’ye benziyor. Tehdit aldıktan sonra beş yıldır polis korumasında yaşayan Ichino, Kızıl Tugayların reform yapanlar, en iyi iş pazarı ve endüstriyel ilişkilerin işlemesini sağlayanlardan nefret ettiğini söylüyor.
Turin kentinde gözaltına alınan kişiler öğrencilerden oluşuyor. Ama aynı zamanda aralarında İtalya’nın en büyük solcu sendikası CGIL’e kayıtlı işçiler de yer alıyor. CGIL lideri Gugliemo Epifani, bu durumun herkesi düşünmeye sevk etmesi gerektiğini kaydetti. İtalyan Repubblica gazetesi editörü gazeteci-yazar Gorgio Boca, ‘’70-80’li yılların terörist meydan okuyuşun başarısızlığı ve komünist sistemin yıkılmasından sonra zengin Kuzey İtalya’nın gençleri hayali bir proleter devrimi adına silahları nasıl yeniden alabilir?’’ diye soruyor. Gazeteci, Kızıl Tugayların ‘’askeri yenilgisini’’ gerçek anlamda siyası yenilginin takip etmediğini, çünkü her yerde var olan aşırılık eğiliminin de ötesinde dünya olduğu gibi umutsuz reaksiyonları provoke ettiğini kaydediyor.
LİDERLERİ YAKALANDI
Turin, Milan ve Pardova’da örgütün üç hücresinin üyelerinin çoğunun ele geçirildiği belirtilirken, bunlar arasında İtalyan basınına göre örgütün yeni liderleri de bulunuyor. 49 yaşındaki Atonio kod adlı Alfredo Davanzo, 80’li yıllarda mahkum olduktan sonra Fransa’ya sığındı, daha sonra İtalya’ya geçen yıl kaçak olarak yeniden giriş yaparak, Trevize’de bir çiftliğe yerleşti. Davazo, örgütün ideologu olarak belirtiliyor ve radikal solun sosyal mücadelesi olarak tanımlanan ‘’devrimci’’ çizgiyi savunuyor.
Claudio Latino, Milan hücresinin lideri. Latino da örgütün teorisyenlerinden biri olarak değerlendiriliyor. 50 yaşındaki Bruno Ghirardi, basına göre örgütün silahlanması konusunda uzman. Şimdiden eski Yugoslavya’dan gelme savaş silahları ve onlarca Kalaşnikof’a sahip olduğu ileri sürülüyor. Tutuklananlar, örgütün ilk kadroları gibi kendilerin siyasi tutuklu olarak tanıtarak ifade vermeyi reddediyorlar.
İki yıl süren soruşturma kapsamında gözaltına alınanların telefon görüşmelerinin sistematik olarak dinlendiği ve izlendikleri belirtildi. Ayrıca Milan etrafındaki kamplarda aldıkları silah eğitimi de filme alındı.
1970’TE KURULDU
Sinistra proletaria (Proleter Sol)’dan çıkma Kızıl Tugaylar 20 Ekim 1970 yılında Reggio Emilia’da Renato Curcio ve Alberto Franceschini tarafından kuruldu.
12 Aralık 1969’da 16 kişinin ölümüne 98 kişinin yaralanmasına yol açan Pizza Fontana saldırısı ‘’gerilim stratejisi’’ olarak adlandırılan dönemin başlangıcı olur. Bu eylem sol örgütlerin üzerine yıkılır. Anarşist bir demiryolu çalışanı yetkililer tarafından saldırıdan sorumlu tutulur. Sonuç olarak 1997’de neo-faşist militanlar tutuklanır ancak Mart 2004’te Milan mahkemesi tarafından serbest bırakılır. Piazza Fontana saldırısına tepki olarak Kızıl Tugaylar örgütü ortaya çıkar. Marksist Kızıl Tugaylar örgütünün amacı silahlı mücadele vererek devrimci bir devlet kurmak ve İtalya'yı Batı Bloğu'ndan çıkarmaktı. Örgüt aktif eylemliliği 1989'da Soğuk Savaş'ın bitimi ile sona erer.
NATO BAĞLANTISI
1974 yılında grubun temel kurucuları Alberto Franceschini ve Renato Curcio tutuklanır ve 18 yıl hapis cezasına çarptırılır. Kızıl Tugaylar böylece silahlı mücadeleye başlar, ‘devlet hizmetkarları’ olarak gördükleri polisler, hakimler, politik şahsiyetler ve gazetecilere yönelik eylemlere girişir.
Örgütün lider kadroları 1982 yasasından yararlanarak serbest bırakılır. Franceschini’ye göre 15 Mar 1972’de gazeteci Giangiacomo Feltrinelli’nin ölümü kendilerini ‘’öksüz’’ bir duruma düşürür ve böylece 1972’den itibaren Kızıl Tugayların eylemleri daha şiddetli bir biçim alır. Örgüt liderlerinden Corrado Simioni ise Kızıl Tugaylar içinde ‘’ Superclan" adlı gizli bir grup kurmuştu. Franceschini, Simioni’nin NATO adına çalıştığını kaydediyordu. Franceschini’ye göre Simioni, 1970 Kasım’ında Junio Valerio Borghese veya NATO’nun diğer birçok ajanını öldürmek için ısrar ediyordu.
Daha sonra Mairo Moretti örgütün başına geçer ve Mart 1978’de Aldo Moro’nun kurtarılmasını organize eder. Franceschini ve Curcio, Moretti’nin de bir casus olabileceğini söylüyordu.
GLADİO
Kızıl Tugaylar’ın ilk kurucuları cezaevinde olduğu sırada liderliğini Moretti’nin yaptığı ikinci Kızıl Tugaylar’ın temel eylemi 16 Mart 1978’de Hristiyan Demokrat partinin lideri Aldo Moro’nun Başbakan olmasının beklendiği gün kaçırılması oldu. Moro’nun Komünist Parti ile bir uzlaşı hükümeti kurması bekleniyordu. Kızıl Tugaylar’ın siyasi tutukluların serbest bırakılması talebini devlet reddeder. Moro ise 55 gün esir kaldıktan sonra öldürülür. Cesedi bir otomobilin bagajında bulunur. 1970’li yıllarda radikal sol içerisinde CIA tarafından finanse edilen gizli bir gruptan bahsediliyordu. Bu grubun Mario Moretti’nin grubu olabileceği kaydediliyordu. Daha sonra örgütün kurucusu Alberto Franceschini cezaevinden çıktıktan sonra 2005’te yayımlanan anılarında bu iddiayı ele alıyordu.
24 Ekim 1990’da dönemin Başbakanı Giulio Andreotti’nin ‘Gladio’ olarak adlandırılan bir organizasyonun varlığından bahsetmesinden bu yana böyle bir organizasyonun gerçekte var olduğu biliniyor. 2000 yılında bir parlamenter rapor ‘’gerilim stratejisini’’ kınayarak solun üzerine atılan bu eylemle, komünist partinin hükümete girişinin engellenmesinin amaçlandığı kaydediyordu. O dönemde tüm İtalyan politik sınıfları Kızıl Tugayları kınamıştı. 1981 yılında Kızıl Tugaylar (BR) ikiye bölünür: BR-PCC (Savaşçı Komünist Parti) ve BR-UCC (Savaşçı Komünist Birlik).
SİMON DE BOUVOIR’IN ÖRGÜTLE İLİŞKİSİ
Ocak 2007’de Direnişçi ve eski milletvekili 94 yaşındaki yoksullarla dayanışma hareketi Emmaüs’ün kurucusu L'Abbé Pierre'in hayatını kaybetmesinden sonra İtalyan yargıç Carlo Mastelloni ‘’Corriere della Sera’’ gazetesinde evsizlerin babası olarak tanınan L'Abbé Pierre’in Kızıl Tugaylar’la 1980’li yıllarda ilişkisi olduğunu belirtti. O dönemde Fransa’da Vanni Mulinaris tarafından yönetilen Hyperion dil okulu etrafında bu ilişkinin geliştiği ileri sürüldü. Bununla birlikte Simone de Beauvoir’ın da Vanni Mulinaris’a yazdığı bir mektup adli arşivlerde bulunuyor. İçerisinde Corrado Simioni, Vanni Mulinaris ve Duccio Beriowas Hypérion’un yer aldığı Hypérion okulu İtalyan hakim tarafından Kızıl Tugaylar’ın yöneticisi olarak suçlanmıştı. Ancak sonra aklandılar.
‘MİTTERAND DOKTRİNİ’
1980’li yıllarda sosyalist cumhurbaşkanı François Mitterand döneminde Kızıl Tugaylar ve diğer bir çok grup üyesinin Fransa’ya sığınmasına izin verilmişti. Bu uygulamaya ‘’Mitterand Doktrini’’ adı veriliyordu. Buna göre Kızıl Tugaylar sınırdışı edilmeme garantisi karşılığında şiddet eylemleri yapmamayı taahhüt etmişti. Mitterand’ın bu kişilerin ülkesini arka bir üs olarak kullanmama anlaşması, İtalya’daki tansiyonun da yatışmasına katkıda bulunmuştu.
Alberto Franceschini’ye göre, tutuklandığı 1974’ten sonra örgüt yerini daha ağır ikinci bir gruba bıraktı. Her ne kadar İtalyan gizli servislerinin bazı kolları tarafından örgüt içine sızma olduğuna yönelik iddialar ortaya atılsa da bugüne kadar bunlar doğrulanmadı. Aldo Moro cinayeti de bu sızmadan sonra gerçekleştiği belirtilen cinayetlerden biri. Moro cinayetinin Gladio tarafından işlendiği de bu iddiaların başında yer alıyor.
Kaynak: ANF NEWS AGENCY