Günümüzde Türkiye - Rusya İlişkileri

                                                                              
Göktürk Tüysüzoğlu                                                                              
gokkturk@hotmail.com
4 Aralık 2007

Rusya, Vladimir Putin’in önderliğinde çok büyük bir dönüşüm geçirmektedir ve bu dönüşüm 2008 Mart ayında Putin’den sonra göreve gelecek olan devlet başkanı tarafından da devam ettrilecektir. Çünkü, Putin anayasa gereği tekrar devlet başkanı olamayacak olsa da gölgesi yeni seçilecek devlet başkanının üzerinde olacaktır. Zaten, son parlamento seçimleri de halkın Putin’in politikalarını desteklediğini göstermektedir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ekonomik, siyasi ve sosyal alanda adeta bir çöküntü yaşamış olan Ruslar, Boris Yeltsin’den sonra göreve gelen ve Yeltsin’e göre çok daha yetenekli ve ileri görüşlü bir lider olan Putin’in döneminde hem ekonomisini, hem de siyasetini tekrar güçlü hale getirmiştir. Ülke, eski Sovyet coğrafyası üzerinde yeniden etkili olmaya başlamış, dünya enerji kaynaklarının çok önemli bir kısmını elinde tutmasından dolayı oldukça zengin ve güçlü konuma gelmiştir. Vladimir Putin, Batı ile ilişkileri siyasal eşitlik temelinde yürütmeye başlamış ve ABD’nin hegemonyacı dış politika anlayışını sürekli olarak eleştirmiştir. Rusya; Doğu Avrupa, Balkanlar ve Orta Asya’da kendisine ekonomik ve siyasi anlamda az veya çok bağımlı olacak nüfuz bölgeleri yaratmaya çalışmaktadır. Orta Asya Coğrafyası’nda Çin ile birlikte hareket ettiği için diğer bölgelere nazaran bu konuda başarılı olmaktadır diyebiliriz. Balkanlar ve Doğu Avrupa Coğrafyası’nda ise AB ve ABD ile bir yarış içerisindedir. Ancak, şunu net bir biçimde görüyoruz ki, Balkanlar ve Doğu Avrupa’da halklar Rusya’dan çok AB ve ABD ile daha sıkı ilişkiler içerisine girmek istemekteler. Rusya’nın Kosova Sorunu konusunda tam destek verdiği Sırbistan bile, Rusya ile ilişkileri sürdürmek istemekte ancak geleceğini AB içerisinde aramaktadır.

Vladimir Putin yönetimi Rusya’nın etrafında yer alan eski Sovyet uyduları olan Ukrayna ve Gürcistan’da gerçekleştirilen ‘renkli devrimleri’ ve ABD’nin NATO’yu bu bölgelere genişletmeye çalışmasını, Rusya’nın yeniden çevrelenmesi ve Rus etki alanına yapılan çok ciddi bir müdahale olarak görüyorlar ve bu nedenle Rusya son zamanlarda enerji alanında kazandığı gelirinin büyük bir bölümünü silahlanmaya ve füze teknolojisini modernleştirmeye ayırıyor. Rusya, doğalgaz ve petrol kaynaklarını da hem AB, hem de eski Sovyet Cumhuriyetleri üzerinde bir tehdit olarak kullanıyor. Eğer, AB ve diğer komşu ülkeler Rusya’nın aleyhinde olacak politikalar geliştirirlerse Rusya hemen enerji sevkıyatını kesiyor, aksatıyor veya fiyatları astronomik seviyelere vardırıyor. Putin Yönetimi, enerji kaynakları ve enerji hatlarının dünyada oynadığı rolü çok iyi anlamış durumda ve bu kozunu çok iyi kullanıyor. Kısacası, Rusya küresel rekabetin en önemli oyuncularından biri konumunda.

Türk-Rus ilişkisine baktığımız zaman ilk gördüğümüz şey, Rusya-Türkiye ilişkilerinde tarihten kaynaklanan gerginliğin ve tedirginliğin artık azalmakta olduğudur. Türkiye ile Rusya arasında ticaret hacmi bu yıl itibarıyla 20 milyar dolara yaklaşmaktadır. Şüphesiz, bu çok büyük bir rakam. Bavul ticareti ile başlayan ticari ilişkiler, karşılıklı iyi niyet gösterileri ve ticaret anlaşmaları ile çok önemli bir boyuta ulaştı. Türk işadamları Rusya’da çok önemli yatırımlarda bulunuyor ve buna ilaveten Rusya’da müteahhitlik hizmetleri konusunda en önde gelen ülke Türkiye. Türk müteahhitler ve onların Türkiye’den götürdüğü mühendisler ve işçiler adeta Rusya’yı yeniden inşa ediyor. Rusya ile Türkiye arasında enerji alanında ve askeri teçhizat ve teknoloji konusunda da önemli anlaşmalar bulunmaktadır. Ruslar, Türk Milli Savunma Bakanlığı’nın açtığı ihalelere katılmakta, bu konuda büyük çağlı kontratlar imzalamakta ve teknoloji transferi konusunda da anlaşmalara imza atmaktadırlar.

Hiç kuşkusuz, Türkiye ile Rusya arasındaki en önemli konulardan biri enerji konusudur. Türkiye, enerji alanında büyük çapta Rus doğalgazına bağımlıdır. Mavi Akım, çok eleştirilse bile 2 ülke arasındaki en somut ve önemli projedir. Rusya, böylece enerji kozunu kullanarak Türkiye üzerinde baskı yaratmakta ve adeta ülkemizi köşeye sıkıştırmaktadır. Türkiye, son zamanlarda İran ile de enerji anlaşmaları yapmış olsa da Rusya şu an için vazgeçilmez bir enerji partneri konumundadır. Türkiye, Orta Asya’daki Türki devletler üzerinde Rusya kadar etkili olamadığı için bu bölgeden ucuz fiyata enerji alma imkanını kullanamamaktadır. Bu konuda zaman zaman gelişmeler olsa da (NABUCCO Projesi gibi), bu gelişmeler Rusya’nın müdahalesi ve Orta Asya ülkeleri ve bizim üzerimizde yaptığı baskı ve sindirme politikaları ile hayata geçirilememektedir. Bu da Türkiye’nin çok taraflı enerji politikası izlemesine ve Rus tekelinden kurtulmasına engel olmaktadır. Türkiye, Rus yöneticiler tarafından hala ABD’nin Ortadoğu politikalarını pazarlayan bir ülke olarak görülmektedir. Bu nedenle Ruslar, Ortadoğu ve Orta Asya’da üye oldukları kuruluşlar üzerinde etkili olmakta ve Türkiye’nin bu coğrafyalarda etkili olabilmesini engellemektedir. Bu, ülkemizin derhal çözmesi gereken çok önemli bir dış sorundur.

Sonuç olarak, Türkiye daha bağımsız politikalar izleyerek ve çok taraflı hareket ederek bölgede etkin bir güç olabilir. Ancak, öncelikle Rusya ile karşılıklı çıkarlara dayanan anlaşmalar yapılmalı ve Putin’in gözündeki Türkiye imajı değiştirilmelidir. Türk-Rus ilişkileri Ortadoğu ve Orta Asya Politikaları’nın temel taşıdır ve hiçbir zaman ikinci plana atılmamalıdır.