Avrupa Birliği'nde İrlanda Şoku
Göktürk Tüysüzoğlu
18/06/2008
Türkiye’nin geleceğini de adeta ipotek altına almış olan Avrupa Birliği Projesi’nde şok bir gelişme yaşandı. 2007’nin son günlerinde imzalanarak tüm üye ülkelerin onayına sunulmuş olan AB Antlaşması, AB’nin nispeten küçük üyelerinden biri olan İrlanda’da referandum sonucu %53.6 hayır oranı ile reddedilmiştir. Kuşkusuz bu AB’nin öngördüğü siyasal geleceği için çok büyük bir darbe anlamına gelmektedir.
AB Antlaşması, uzun süreden beri üzerinde durulan AB Anayasası’nın yerine geçecek olan ve AB’nin siyasal, sosyal ve kültürel anlamda temellerini oluşturacak çok önemli bir belgedir. Bilindiği gibi tam anlamıyla bir siyasal birlik haline gelmek için özellikle 1993 Maastricht Antlaşması’ndan bu yana çalışmalarını sürdürmekte olan AB Organları oldukça tartışmalı bir sürecin ardından 2004 yılında AB’nin temelini oluşturacak ve onu neredeyse çok kültürlü bir federasyon haline getirecek olan AB Anayasası’nı ortaya koymuşlardı. Bu Anayasa 2005 yılında Fransa ve Hollanda’da halkın onayına sunulmuş ancak oldukça ezici bir çoğunlukla reddedilince AB’nin gelişimi sekteye uğramıştı. AB Anayasası’na üye devletlerden gelen en önemli itiraz, oluşturulan Anayasa sonucu tek tek ulus devletlerin siyasi ve ekonomik yönetim haklarının neredeyse hepsinin AB Organları’na geçecek olmasıydı. Üye ülkelerin hükümetleri adeta büyük birer belediyeye dönüşüyor ve AB’nin karar alma organları çok güçleniyordu. Ortak marş, ortak başkan, ortak bayrak ile neredeyse Avrupa Birleşik Devletleri haline dönüşecek olan Eski Kıta’da bu gelişmeye karşı çıkan ve kendi ulus devletlerinin yaşamasını isteyen halk yığınları, AB Anayasası’nı reddederek bu elitist projeye şimdilik hazır olmadıklarını göstermişlerdi. Avrupa toplumlarının henüz ortak bir Anayasa etrafında toplanmaya hazır olmadığının 2005’teki 2 referandum sonucu anlaşılması üzerine, tarihin bu en büyük siyasal entegrasyon sürecinin önderleri süreci yavaşlatmaya karar vermişlerdir.
2 yıl boyunca süren görüşmelerin ardından AB Anayasası’nın yerine geçecek olan bir antlaşma metni hazırlayan AB Komisyonu, bu antlaşmayı 2007’nin son günlerinde Portekiz’in başkenti Lizbon’da üye ülkelerin onayına sunmuştu. Üye ülkelerin aralarında yaptıkları yoğun tartışmaların ardından kabul edilen AB Antlaşması, tek tek üyeler tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girecekti. Üye devletlerin hükümetleri, 2005 yılındaki referandum örneklerinden ders aldıklarından olsa gerek AB Antlaşması’nı referanduma sunmaktansa parlamentoların onayını yeterli görmüşlerdir. Sadece İrlanda, o da Anayasası gerektirdiği için AB Antlaşması’nı referanduma götürecekti. AB Üyesi ülkelerin AB Halkları’nın geleceğini ilgilendiren bir Antlaşmayı halkın onayına sunmadan kabul etmeye çalışması, AB Halklarında derin bir şüphe uyandırmıştır. AB Projesi’nin halk yanlısı olmayan elitist bir proje olduğunu ileri süren kesimlerin ekmeğine yağ süren bu mevzu, İrlanda’da görüldüğü gibi halkı etkilemeyi başarmıştır.
Aslında, AB Antlaşması daha önce reddedilen AB Anayasasına göre oldukça yumuşak ifadelere yer veren bir belgedir. Ortak marş, ortak başkan, ortak bayrak gibi ifadelerin çıkarıldığı Antlaşma Taslağı’nda, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası’nın güçlendirilmesi, AB Dönem Başkanlığı’nın 6 aydan 2.5 yıla çıkarılması ve Ortak Dış ve Güvenlik Temsilcisi’nin AB’nin Dışişleri Bakanı gibi çalışması öngörülmekteydi. Sürekli olarak sorun yaratan oy ağırlıkları da tüm üye ülkelerle müzakere edilerek bir konsensüse varılmıştı. Ayrıca, AB Antlaşması’na tam uyumun sağlanması için üye ülkelere geçiş süreci de tanınmıştı.
Antlaşma Taslağı’nın İrlanda’da halk tarafından reddedilmesi hem üye ülkelerde hem de AB Çevreleri’nde büyük bir şaşkınlık yaratmıştır. AB Ülkeleri Dışişleri Bakanları ise AB Antlaşması’nın geri kalan ülkelerde onaylanmaya devam edilmesini ve İrlanda’da tekrar bir referandum düzenlenmesini kararlaştıracak gibi görünmektedirler. Aslında, İrlanda’da buna benzer bir durum Nice Antlaşması’nın kabulü sırasında da yaşanmıştı. Nice Antlaşması’nı ilk referandumda reddeden İrlanda, AB Organları’nın yoğun baskısı ve üye ülkelerden gelen tehdide varan tepkiler nedeniyle 2.Referandumu gerçekleştirmiş ve az bir farkla da olsa Nice Antlaşması’nı kabul etmişti. Bugün İrlanda’da yaşanan gelişmelerin ardından AB Kurumları’ndan ve üye ülkelerden İrlanda’ya yine 2000’deki Nice Antlaşması’na benzer bir baskı gelmesi beklenmektedir. İrlanda Hükümeti böyle bir baskıyı antidemokratik bulacağını ve kabul etmeyeceğini belirtmesine rağmen, AB’nin yoluna devam etmesini sağlayabilmek için İrlanda Sorunu’nu halletmesi gerekmektedir. Bunu demokratik yollardan başaramazsa, tehdit ve zorlama yöntemine başvurması da olasıdır.
AB’nin işleyişinde önemli sorunlar doğuran oy birliği ilkesinin son yıllarda üst üste yaşanan olumsuz gelişmelerdeki payı nedeniyle ortadan kaldırılarak, oy çokluğu ilkesinin kabulü de gündeme gelebilir. Çünkü, oy çokluğu ilkesi siyasi krizleri aşabilmek için çok daha etkili bir yöntemdir.
AB’nin İrlanda’da halkın ortaya koyduğu irade beyanına karşı gelerek AB Antlaşması’nın kabul edilmesi için bu ülkeye baskı yapması durumunda, kendi prestijine de önemli bir darbe vurulacaktır. Bugünlerde, AKP’nin kapatılması hususunda Anayasa Mahkemesi’ni halkın iradesine saygı duymadığı için eleştiren AB Yetkilileri’nin İrlanda’da demokratik bir şekilde ortaya konmuş olan halkın iradesini kabul etmek istememesi ve İrlanda’yı tehdit etmesi de oldukça ironik bir durumdur. Demek ki, zaman ve mekan değişince AB’nin aynı tür olaylara bakış açısı da farklılaşıyor.
Açıkçası, son yıllarda sadece siyasal krizler ve tutarsızlıklarla anılmaya başlanan AB’nin geleceği, İrlanda’da yaşanan son gelişmeyle birlikte tam bir belirsizliğe bürünmüştür.
gokkturk@hotmail.com