DÜZENLİ ORDULARIN KABUSU GERİLLALAR:

Dünyanın adı konamamış olgusu olan ya da daha açık bir ifadeyle var olan devletler tarafından farklı algılanan gerillacılık kavramı, Spartaküs’den bu yana ya bir “kurtuluş hareketi” ya da “terör yapmak isteyen bir çapulcu örgütü” olarak ifade edilmektedir.    Hem silahlı, hem de siyasal boyutu bir arada barındıran gerilla örgütleri genellikle hedef aldığı ülke veya ülkeler açısından ciddi bir tehdit olarak kabul edilmekte. Bölge politikalarıyla ilgili diğer devletler ise çıkarlarına göre ya devleti desteklerler yada gizliden veya açıktan gerilla örgütünü destekler.  Devletlerin desteğinin uluslararası arenadaki meşruluğu, gerilla örgütünün siyasal yapısının ve savundukları görüşlerin  kabul edilebilirlikleriyle orantılıdır. Bu nedenle eğer bir gerilla örgütünün evrensel doğruları mevcutsa ve gerçekten haklı bir dava uğrunda mücadele veriliyorsa hedef alınan devletin karşısındaki gerilla gücü, nitelik ve taban desteği açısından avantajlı bir konuma geçecektir.

Dünya tarihinde taban (halk) desteği olmayan hiçbir gerilla örgütü uzun ömürlü olamamıştır. Bu nedenle gerilla örgütlerine karşı devletlerin ilk hamlesi taban ile örgüt arasındaki bağlantıyı her açıdan koparmak olmaktadır. Bunun için kontrgerillacılık faaliyetleri, dezenformasyon ve mis enformasyon, hem “kendi” tabanını hem de örgüte bağlı olan tabanı siyasal , psikolojik açıdan baskı altında tutma ve yoğun propaganda faaliyetleri ile gerilla örgütleri zayıflatılmaya çalışılmıştır. Nitekim bu tip uygulamalar dünyanın bir çok yerinde görüldüğü üzere taban ile örgüt arasındaki bağı koparmak yerine daha da sıkılaştırmıştır.

Gerilla örgütleri, askeri açıdan yeterli teknik donanıma ve teçhizata sahip olmadıkları halde yüksek teknolojili ordular karşısında oldukça etkili olabilmektedirler. Bunun en önemli nedenlerinden biri arazi şartları ve şehirlerdeki hücrelerin etkinliğidir. Ayrıca moral motivasyon da oldukça önemli bir etkendir. Devletlerin bu tip örgütlere karşı acizliği genellikle dezenformayon ile gizlenmektedir. Dezenformasyon, devletler ile gerilla güçleri arasındaki mücadelenin detayları hakkında tabanlara medya ve benzeri kurumların aracılığı ile gerçekte olduğundan farklı bilgiler türetmek ve bu gerçek dışı  bilgileri propaganda malzemesi olarak kullanmak olarak tanımlanabilir.  Demokratik görünüp de demokratik yönetimlere sahip olamayan devletler dezenformasyon tekniğini daha alabildiğince kullanabilmektedirler. Bu şekilde devletler,  gerilla örgütlerini karalama, siyasal desteklerden koparma gibi umutlara kapılmışlardır. Ancak gerilla örgütleri kadar etkili olan ilkeli habercilik yapan özgür medya ve uluslararası arenada etkili olan Sivil Toplum Örgütleri (STÖ) , dezenformasyona karşı duran önemli bir olgudur. Bazı devletler bu tip kurumların ülke içine girmesine izin vermemektedir. Bu durum devletlerin gerilla örgütlerine karşı acizliğinin bir göstergesi olarak görülebilir.

Günümüzde kimi devletler tarafından terör örgütü, kimi devletler tarafından kurtuluş hareketi olarak tanımlanan bu gerilla örgütleri,  uluslararası arenada karar verici rol oynayabilmektedirler. Bir dönem terörist olarak kabul edilen kimi örgütler, günümüzde devletlerin yöneticileri olmaktadırlar. Nitekim Fidel Castro, Ho Chi Minh ve Mao Zedong gibi liderler gerek kendi ülkelerindeki diktatörlüklere karşı, gerekse de emperyalist güçlere karşı gerilla yöntemleriyle başarılı sonuçlar almışlardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından önce başlayan Kuvayi Milliye Hareketi de gerilla mücadelesi olarak nitelenebilir.

Günümüzde gerillacılık, dünyanın ezilen halkları tarafından sempati ile karşılanan  bir örgüt yapısı olmaktan öte her boyutuyla kendine özgü bir yaşam biçimine dönüşmeye başladı. Meksika’da “Subcommandante” Marcos önderliğindeki Zapatistalar, Kolombiya’daki FARC, Sri Lanka’daki Tamil Elam Kurtuluş Kaplanları gibi gerilla örgütleri kendi bölgelerinden de ötede dünyanın başka ülkelerinden de sempatizan toplayabilmektedirler. 

Gerilla örgütleri, silahlı mücadelenin yanı sıra, gerektiğinde ateş-kes kararları alarak şiddetin durdurulmasını ve barışçı adımlar atılmasını olanaklı kılacak manevralar sergileyebilirler. Bu noktada devletlerin önüne iki yol çıkmış olacak;  Siyasi açıdan top devlette olmuş olacak. Ya masaya oturulup şiddet süreci sona erecek, yada ateş-kes dikkate alınmayıp devlet şiddet ile gerilla örgütünü imha etmeye çalışacak. Çatışmalar uzadıkça hem devlet istikrarı bozulacak, hem de uluslararası arenadaki itibarı zedelenecek olan devlet, gerilla örgütünü yok edemediği sürece psikolojik ve siyasal açıdan mağlup durumda olacaktır. Böyle zor bir durumda devletin uluslararası politikadaki etkisi zayıflayacak ve gerilla örgütü aleyhine alınabilecek her uluslar arası karar için kendi çıkarlarından tavizler vermeye başlayacaktır.

Görüldüğü gibi, taban destekli gerilla örgütleri, devletler için aslında bataklık gibidir. Ne kadar askeri yollarla çözüme gitmeye kalkışsalar daha da batmakta olduklarının farkındalar. Birleşik Krallığın IRA ile masaya oturup şiddetin sona erdirilmesi, İspanya’nın ETA ile görüşmeye başlaması, Meksika’nın Zapatistalar ile dolaylı yollardan anlaşarak bir ateş-kes süreci içine girmesi, ve daha bir çok gerilla örgütü ile muhatap oldukları devletlerin aralarında mutabakata varması devletler açısından ciddi bir kazanım olmuş ve enerjilerini boşa harcamaktan kurtulmuşlardır.

Ateş-kes süreçleri bazen gerilla hareketleri için var oluş nedenlerinin ortadan kalkmasına neden olmuş, kimi örgütler için sonuç güçlü bir iktidar olmuş. Ancak bazı ateş-kes süreçleri ise gerillanın temsil ettiği tabana ihanet olarak da algılanabilmiştir. Fidel Castro, 1960’da silahlı mücadele kararı alan Venezüella Komünist Partisi’nin 1964’de “demokratik barış” kararına ilişkin 14 Mart 1967 tarihinde şöyle bir açıklamada bulunmuştu;

"... Venezüella'da gerillalar, sık sık ateş-kes emri aldılar. Bu da zırdelilikti! Savaş sırasında ateş-kes anlaşmasına boyun eğen bir gerilla, bozguna mahkum olmuş demektir...

Venezüella Komünist Partisi'nin liderleri bir 'demokratik barış'tan söz etmeye başladılar.

Pek çok kişi soruyor: 'Acaba bu demokratik barış da ne ola ki?' Biz, Küba Devriminin liderleri de sorduk kendi kendimize: 'Nedir bu demokratik barış?' Doğrusunu isterseniz pek bir şey anlayamadık. Gel gelelim anlamak da istiyorduk. Sonunda dayanamadık, bazı Venezüellalı liderlere sorduk: 'Nedir bu demokratik barış?' Öğrendik ki, o çok bilinen bir taktik ve manevra teorisiymiş: 'Asla savaşı bırakmak değil. Yalnızca bir manevra. Hayır! Bu demokratik barış, yalnızca temelleri genişletmek, rejimi zayıflatıp, çökertip yerle bir etmek için bir manevradan başka bir şey değildir'.
      
... Barıştan söz etmek, ancak savaş kazanmış bir devrimci hareketin hakkıdır. Neden derseniz, kamuoyu ve onların barış isteklerinin olanaklı olabilmesi için, ilk önce istibdat ve sömürünün bozguna uğratılması gereklidir. Ama savaşın yenilgiye yüz tuttuğu anda barıştan söz etmek, barış adına bozguna boyun eğmek demektir."

Sonuç olarak, gerilla örgütleri, dünyanın farklı bölgelerinde değişik gelişim aşamaları içine girmiştir. Ancak hepsinin tek bir ortak yönü var. Asla devletler tarafından yenilgiye uğratılamıyorlar. Sadece kendi iç sorunlarından kaynaklanan durumlar karşısında zayıflıyorlar. Tabii ki bu durum her zaman uzun süreli bir zayıflama olamayabiliyor. Hatta mücadele ettikleri devletlere karşı daha etkili adımların atılması için kendilerini bu şekilde yenileme fırsatı bulabiliyorlar. Bunun örneğini Irak’ta ve Afganistan’da oldukça açık bir şekilde görebiliyoruz.

Evren Çevik (5 Ocak 2007)
Evren Çevik