ENERJİ KORİDORLARINDA KÖŞE KAPMACA
Evren Çevik
(30 Ocak 2007)
Doğal gaz ve petrol boru hatlarının yarattığı bölgesel rekabetlerin yanı sıra bu kaynakların paylaşılması ve ulaştırılması konusundaki problemler gün geçtikçe artmakta. Özellikle Irak’ta yaşanan savaşın sürmesi ile bölgeden tüm dünyaya sevkiyatı yapılacak petrolün güzergahlarında siyasal pazarlıkların sürmesi, enerjiye şiddetle ihtiyaç duyan gelişmiş ülkelerde ciddi boyutta ekonomik baskı oluşturmakta.
Sadece Irak’ta yaşanan istikrarsızlığın bile global ekonomik düzeni günden güne köşeye sıkıştırması ve bu soruna dünyanın diğer bölgelerinde bulunan enerji hatlarında yaşanan krizlerin de eklenmesi, bir kaosun yaklaşmakta olduğunun en belirgin habercisi olarak görülebilir.
İran’ın Nükleer Santral Projesindeki Yegane Kozu: İran Petrolleri
Dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz üreticilerinden biri olan İran’a ABD ve İsrail öncülüğünde yapılan “nükleer santral yapılmaması” dayatmaları da ters etki yaratmakta ve İran bu nedenle tehdit amacıyla petrol üretimini kısarak en büyük müşterileri olan devleşen Çin ve enerji bağımlısı sanayileşmiş diğer Güneydoğu Asya ülkelerini sıkıntıya sokmaktaydı. Burada mesaj, ABD’nin İran politikalarına karşı bir platform oluşturmak ve sorumsuzca gerilimlerin tırmandırılmasından kimseye bir fayda gelmeyeceğinin ortaya koyulmasıydı.
Kısacası İran’ın kaptığı köşe , Irak istikrarsızlığından dolayı daha da değerlenmişti. Bundan dolayı İran’ın “müşterileri” biraz daha dikkatli olmalıydı. Nitekim Güneydoğu Asya Ekonomisi, Batı ekonomisiyle büyük oranda “entegre” olduğu için, yaşanabilecek bir enerji krizi, “Global Ekonomik Düzeni” kuvvetli bir şekilde sarsabilecektir.
Diğer yandan, İran’a karşı ABD öncülüğünde yapılan diplomatik baskıların en hafif tabirle “etkisiz” olması, göstermektedir ki; enerji politikalarında insiyatif elde etmenin tek başına olamayacağını kanıtlamıştır. Zaten ABD’nin İran Nükleer Santral Projelerinin engellenmesi için direkt yaklaşımlardan kaçınmakta olduğu da görülüyor. ABD’nin enerji konusundaki “doğal müttefiki” olan Avrupa Birliği’ni bu konuda “aracı” alarak görevlendirmesi durumun hassasiyetini açıkça ortaya koymaktadır. Burada en önemli nokta İran’ın diğer Ortadoğu ülkeleri gibi kolayca baskı altına alınamayacağı gerçeğidir. Tarihsel, coğrafik , ekonomik ve siyasal veriler uluslararası konjonktür ile karşılaştırıldığında batı ülkeleri ile yaşanabilecek bir gerilimin öncelikle Çin’i ve diğer Asya ülkelerini etkileyeceğinden 3. Dünya Savaşı’nın buradan başlayabilmesi güçlü bir ihtimaldir. Çünkü Dünya enerji piyasasının başta Çin olmak üzere diğer gelişen Asya ülkelerinin enerji ihtiyaçlarını İran olmadan karşılayabilmesi günümüz koşullarıyla imkansızdır.
Türkiye’nin Enerji İhtiyacı İran’a Bağımlılığı Arttırıyor.
Türkiye’nin de giderek artan doğal gaz ihtiyacı, Türkiye’yi de İran’ın “müşterisi” haline getirmekte. Türkiye’nin “stratejik” ABD ilişkileri ile İran’ın doğal gaz kaynaklarına olan ihtiyacı , ilerde doğabilecek bir gerilimde Türkiye’nin nasıl bir tutum sergileyeceği halen belirsiz görünüyor. Türkiye olası bir enerji krizinde kendi geleceği için atacağı kritik bir adımın tüm bölge için dönüm noktası olacağının da farkında. Türkiye sahip olduğu dış politika zaaflarından dolayı günü birlik tepkilerle bulunduğu diplomatik pozisyonunu korumaya çalışıyor. Ancak enerji koridorlarının merkezinde bulunan bir ülke olmasından ve uluslararası etkilerden dolayı dış politikasını ciddi bir şekilde gözden geçirmeli.
28 Ocak’ta Güney Kıbrıs’ın Mısır ve Lübnan ile yaptığı Doğu Akdeniz Ekonomik Bölge Sınırı Antlaşması’nı uygulaması halinde Türkiye’nin bunu “savaş sebebi” olarak ilan etmesi yeni bir gerilim alanının ortaya çıkmasına neden olacak. Söz konusu petrol arama ve çıkartma projesinde 6-8 milyar varilden bahsediliyor. Bu miktar yaklaşık 400 milyar dolarlık bir mali değere tekabül ediyor. Kıbrıs Sorununa enerji politikalarının da karışması, gerilim sürecini daha da zorlaştıracağını gösteriyor.
Hazar Paylaşılamıyor
Bakü-Tiflis-Ceyhan Enerji nakil hattının yanı sıra Türkmen gazının da enerji koridorlarına katılması bölge ülkeleri açısından ciddi bir mücadele alanı olarak görülebilir. SSCB’nin dağılmasından bu yana 17 yıl geçti. Bu sürede Rusya, Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistan ve İran, Hazar’ın deniz ya da göl olarak nasıl paylaşılacağını halen kararlaştıramadı. Bu anlaşma yapılamadığı için de Kazakistan ve Türkmenistan boru hattı döşeyemiyor.
Örneğin Türkiye’nin, Türkmenistan ile anlaşması var ve bu anlaşmadan dolayı gaz İran’dan geçmek zorunda. Buna ABD karşı çıkıyor ve İran’ın Enerji merkezi olmaması için Hazar’ın altından boru hattının kurulmasını istiyor. Rusya ise Hazar altı boru hattına karşı çıkıyor, çünkü Kazak petrollerini satamayacak ve aracı rolünü kaybedecek. Türkmen gazı da Hazar altına inerse, Türkmenistan, Rusya’yı da saf dışı bırakarak anlaşmalarını daha kolay yapacak. Hazar’ın enerji koridorlarına katılması, ne Rusya’yı ne de İran’ı hoşnut etmiyor. Bu nedenle İran ve Rusya doğal müttefik olarak Hazar’ın koridor olmasına karşılar.
Avrupa’nın Rusya ile Zoraki Dansı
Avrupa ülkelerinin Rusya’dan doğal gaz alması ve ihtiyacın her yıl giderek artması Rusya’nın uluslararası politikalarını giderek güçlendirmekte. Bunun en önemli sebeplerinden biri Avrupa’nın büyük enerji ihtiyacını karşılamak için “satıcı” seçeneklerinin az olması gösterilebilir. 2007 yılına girilmeden önce başlayan Beyaz Rusya ile Rusya arasındaki boru hattı anlaşmazlığının büyümesiyle sevkiyatın yavaşlatılması, Avrupa’yı ciddi bir bunalıma sokmuştu. Çünkü bir günlük gaz kesinti bile Avrupa ekonomisine büyük zararlar vermekteydi ve maliyetlerin artmasına sebep olmaktaydı.
Yaşanan bu sorun, Rusya ile Beyaz Rusya’nın yılbaşında (Beyaz Rusya istemeyerek) anlaşmalarıyla çözülmesi ile bunalım şimdilik atlatılmış oldu. Ancak Avrupa Birliği, Rusya ile imzaladığı enerji anlaşmasına rağmen “gerektiğinde” Rusya’nın anlaşmaya uymadığını görmesiyle Avrupa ülkeleri alternatifler aramaya başladı. Tabii ki kısa vadede alternatifler olgunluk kazanamayacak ancak önlemlerin şimdiden alınmaya başlanacağı kesin gözüküyor.
Güney Amerika Petrolleri Devletleştiriliyor.
Venezüella, Chavez önderliğinde demokratik yoldan sosyalist bir ülke olma yolunda ilerliyor. Chavez’in ilk başkanlık yıllarında Exxon, Mobil ve BP gibi en önemli petrol şirketleri bölgede hüküm sürüyordu. Chavez, enerjiyi ve diğer stratejik işletmeleri kamulaştırma politikasını açıklamasıyla önce “petrol işçileri grevi” Chavez’i devirmeyi denedi ancak grevin ABD şirketleri etkisiyle başlamasından dolayı amacına ulaşamadı. Sonra da gizli darbe girişimlerinde bulunuldu ancak bunlarda başarılı olamadı. Sonuç olarak Chavez Venezüella da halk desteğiyle kamulaştırmaların büyük bölümünü gerçekleştirmiş ve ABD ve Britanya merkezli petrol, elektrik ve maden şirketleri ülkeden çıkarılmış durumda.
ABD’nin “arka bahçesi” olarak bilinen G. Amerika, yerli halkların ve fakir tabanın demokratik yollarla sol siyasal karakterleri iktidara taşımasıyla, bağımsızlıkçı bir dalganın gelişmesini sağlamıştır. Petrol ihracında Dünya beşincisi olan Venezüella’nın yanında Ekvador, Bolivya ve Nikaragua’nın da enerjiyi kamulaştırması, sol dalganın ABD’yi giderek daha da tehdit edeceğinin işareti olarak görülebilir.
Savaş Kaçınılmaz Olacak
Sonuç olarak enerji koridorlarının kontrolü, artan enerji ihtiyaçları ve çıkar çatışmalarından doğan gerilimler nedeniyle daha da zorlaşmakta. Bu noktada üretici ülkeler, aracı ülkeler ve tüketen ülkeler kendi çıkarları doğrultusunda enerji koridorlarında daha etkin politikalar yürütmeye çalışacaktır. Gerekirse askeri müdahaleler bile kaçınılmaz hale gelecektir ancak şiddeti ne ölçüde ve kapsayacağı alanın ne büyüklükte olacağı, saldıran ülkelerin enerji ihtiyacının hangi boyutta olduğuna göre değişecektir.
Evren Çevik