“Latin Amerika Nasıl Sola Yöneldi?”

Immanuel Wallerstein
15 Haziran 2006


Latin Amerika’da son yıllarda ortaya çıkan sol yönelim üzerine yapılan tartışmalar tüm dünyada 21. yüzyılda solcu olmanın ne demek olduğuna dair yaşanılan kafa karışıklığını yansıtıyor. Bu kafa karışıklığı dünyadaki tüm siyasal kanatlar için geçerli. Bu kargaşayı açıklamak için farklı farklı fikirler öne sürülüyor. Bunun en belirgin nedeni farklı insanların sol eğilimi değerlendirirken farklı kriterlere başvurmasıdır. İkinci bir neden tamamen doğrusal bir şekilde ilerleyen bir siyasi eğilimin var olmamasıdır. Bu siyasi eğilim her zaman inişler ve çıkışlar göstermektedir, fakat bu da genel bir yönelimin olmadığı anlamına gelmez. Üçüncü bir neden ise, siyasetçilerin farklı dinleyici kesimlerine farklı dillerle hitap etmek gibi kötü bir özellikleri olmasıdır; yine de bu, konuşmanın özünün anlaşılamayacağı demek değildir.

İlk olarak yapılması gereken şey kriterlerimizi belirlerken verili bir rejimin jeopolitik meselelerdeki konumundan mı, yoksa bu rejimin iç siyasetinden mi bahsettiğimizin netleştirilmesidir. Şüphesiz bu ikisi ilişkilidir; fakat yine de rejimler tutarlı olmak zorunda değillerdir. Latin Amerika’nın temel jeopolitik meselesi ABD’ye yönelik tavrı ve ABD ile ilişkisidir. Latin Amerika devletlerinin bu anlamda 2000’den bu yana hatırı sayılır bir mesafe katettiği de su götürmez bir gerçektir. Bunu ABD Dışişleri Bakanlığı’na sormak yeterlidir. ABD, Latin Amerika’da kendisinin artık eskisi gibi saygı ve korku ile karşılanmadığının az çok farkında. Bu, Chavez’in katı tavrından öte bir şey. Ekvatorun şu andaki hükümetinin değişken eylemlerinde ve büyük oranda ortayolcu görüşlerinde de bunu görebiliriz. Açıkçası durum şudur: Kolombiya dışındaki yerlerde artık seçimleri sağ kanattan gelen adaylar kazanmıyor. Henüz on yıl önce bu böyle değildi.

İkinci olarak bakılması gereken şey, çeşitli rejimlerin Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), Uluslararası Para Fonu (IMF) ve ABD’nin getirdiği çeşitli serbest ticaret antlaşması önerileri ile ilgili sorunlara geliştirdikleri tavırlardır. Eğer DTÖ’nün mevcut görüşmelerde önü kesiliyorsa, eğer IMF 10 yıl öncesinden daha az önemseniyorsa, ve eğer ABD Amerika Kıtası Serbest Ticaret Bölgesi  (FTAA) önerisinde bir yere varamıyorsa, bu büyük oranda Latin Amerika’daki “ortanın solu” hükümetlerin bunlara engeller çıkarmaları ile ilgilidir. Bu Küba’nın değil Arjantin ve Brezilya’nın yaptığı bir şeydir. Peru’da bile, Chavez’in açıkça desteklediği Ollanta Humala’yı geçerek seçilen ortayolcu Alan Garcia seçimleri kazandıktan sonra yaptığı ilk açıklamada önceki Peru hükümeti’nin ABD ile görüşmekte olduğu iki taraflı serbest ticaret antlaşmasının her maddesini eleştirel bir şekilde yeniden gözden geçireceğini söyledi.

Latin Amerika’da yeni yeni oluşan bu farklı rejimleri eleştiren solcular bu rejimlerin jeopolitik duruşlarından çok iç politikalarına bakıyorlar. Ciddi iç meseleler var. Bunlardan birincisi iki yüzyılı aşan bir süreden beri Latin Amerika’nın siyasi meselelerinden biri olan Yerli nüfusun haklarıdır. Fakat, ancak bugün bu insanların haklarına dair bir ilerlemeden bahsedilebilir. Bu da büyük oranda bu halkların bilinçlenmesi ve siyasi seferberliği ile ilgili bir durumdur.

Tabii ki bu ülkeden ülkeye değişir. Sonuçta Yerli halkın iktidarı da bir oranda bulunduğu yerdeki demografik gücüne bağlıdır. Neler olduğuna dikkat edin. Birçok ülkede seçimleri Yerli kökenli başkan adayları kazandı. Bolivya’da kendisi de Yerli olan Evo Morales’in seçilmesinde Yerli halkın seferberliği yadsınamaz bir etkendi. Bu seferberlik Ekvator’un geleneksel sağ kanat siyasi duruşunu sürdürmesini zorlaştırdı. Şu an Zapatista ayaklanması sonucunda esaslı bir değişim yaşayan Meksika örneğinden bahsetmeye bile gerek yok. Yerli halk oranının görece az olduğu Şili’de bile Yerliler’in mücadeleleri hükümetin gözardı edemeyeceği temel meselelerden biri haline geldi.
Birincisi ile yakından ilgili olan ikinci bir mesele ise toprak reformu. Bu konu Latin Amerika’daki sola yönelişe soldan gelen eleştirilerin muhtemelen en kuvvetli olduğu alan. Durum şu ki aslında Brezilya’daki İşçi Partisi (PT) taahhüt ettiği bazı önemli reformları yapmadı. Ve bunun sonunda Brezilya'da Topraksız Köylü Hareketi (MTS) İşçi Partisi’nden oldukça uzaklaştı. Ama geçenlerde Bolivya’nın yeni hükümeti toprak reformunda önemli adımlar atacağını açıkladı. Ve dediklerini yaparlarsa, böyle bir politika diğer ülkelerde de bu tür hareketlere desteği arttıracaktır.

Üçüncü iç politika meselesi doğal kaynakların kontrolü ile ilgilidir. Doğal kaynaklar derken madenler ve enerjiden değil, sudan bahsediyorum. Bu her zaman tam anlamı ile bir kamulaştırma demek değildir. Fakat kesinlikle ciddi bir oranda devlet kontrolünü içeriyor ve ortaya çıkan gelirin önemli bir miktarının kamuya aktarılması anlamına geliyor. Burada da her ne kadar yavaş bir biçimde olsa da derece derece oluşan bir hareketlenme söz konusudur. Bunun bugün çokuluslu şirketlerin bir şekilde bir arada yaşamasını öğrenmeleri gereken bir gerçeklik olduğunu görmek için korumacılığa karşı yükselen çığlıklara bakmak yeterlidir. Geçmişte kolaylıkla dostça darbeler gerçekleştirilebilmiştir. Fakat Venezüella deneyimi de gösterdi ki bu artık çok zor bir iş haline gelmiştir.

Dördüncü mesele, yeni rejimlerin önemli oranlardaki ek kaynakları sağlıkla ilgili yapılara ve eğitime ne ölçüde aktardıkları ile ilgilidir. Burada da toprak reformunda olduğu gibi, şu ana kadar alınan sonuçlar çok sınırlıdır. Bu alanda hükümet kaynaklarının yetersizliğinden bahsediliyor, fakat istenildiği takdirde kaynak yetersizliği problemi diğer alanlarda alınacak önlemlerle ortadan kaldırılabilir. Bu konuda bir değerlendirme yapmak için biraz beklemeliyiz.

Son olarak, bakılması gereken şey ulusal karar alma süreçlerinde ordunun doğrudan müdahalesinin ne ölçüde sınırlandığıdır. Şüphesiz bugün Latin Amerika pek eskilere dayanmayan Amerika destekli darbeler ve işkence yöntemleri konusunda uzmanlaşan militer rejimler döneminde olduğundan oldukça farklı bir durumdadır. Hakikaten ordunun kışlalara dönerken kendisi için çıkardığı aflar yavaşça, dikkatlice ve şu ana kadar başarılı bir şekilde feshediliyor.

Peki genel resim ne söylüyor? Latin Amerika kesinlikle daha önce olduğu yerden sola kaydı.  Bunun önümüzdeki dönemde devam edip etmeyeceği ya da genişleyip genişlemeyeceği hem değişen dünyadaki jeopolitik duruma hem de Latin Amerika’daki sol hareketlerin istikrarlı bir çizgiyi koruyup koruyamayacaklarına ve aklı başında programlar ortaya koyup koyamayacaklarına bağlı.

Çeviren; Özlem Aslan