Mezhep Savaşını İran Durdurabilir
Fehmi Huveydi
Müslüman Âlimler Birliği'nin, Irak'ın şu an yaşadığı ve kurbanları 1,5 milyona ulaşan mezhep temelindeki etnik temizlik operasyonu soruşturacak bir komisyon oluşturulması için yaptığı çağrıya yönelik suskunluk bizleri dehşete sürüklüyor. Yusuf el Karadavi'nin başkanlığını yaptığı Birlik bir haftadan fazla bir süre önce, bu doğrultuda bir bildiri yayımladı ve gerek insan haklarıyla ilgili uluslararası çevreler, gerekse İslam Konferansı Örgütü ve Arap Birliği tarafından oluşturulacak özel bir komisyon vasıtasıyla, bu konudaki gelişmelerin yazılmasını, gerçeklerin, arka planların ve amaçların ortaya çıkarılmasını istedi. Böyle bir adım Arap ve İslam dünyasında şu an yaşanan karmaşanın önünü kesebilir, ufuktaki fitne ateşini söndürebilir. Bu ateşin Irak sınırlarını aşıp asırlardır farklı mezhepten insanların yan yana yaşadığı başka Arap ve Müslüman ülkelere sıçraması durumunda olayların nereye varacağını Allah bilir.
ABD kadar biz de suçluyuz
Haber ajansları ve bazı gazeteler Müslüman Âlimler Birliği'nin bildirisinden söz etti ancak konuyla ilgili çevreler harekete geçmeyip bildiriyi görmezden geldi. Dolayısıyla hiçbir şey değişmedi. Mezhepçi temizlik operasyonları sürdü, bu bağlamda Müslüman çevrelerdeki karmaşa artı ve buna daha fazla hüzün, acı ve kin eşlik etti.
Müslüman Âlimler Birliği isim vermeyen ve sorumluluğu belirli bir çevreye yüklemeyen bir bildiri hazırlamaya çalışarak sadece bir tavır almadan önce yaşananların araştırılmasını istedi. Kanımca Birlik, Irak'ta yaşananların bütün Müslümanları ilgilendiren ve rahatsız eden bir durum olduğu için İslami konular üzerinde çalışan farklı kurum ve örgütlerin tutumlarını dile getirdi. Bu yüzden Birliğin çağrısının, resmi düzeyde sessiz kalınan dosyanın ele alınması için genel bir girişimi temsil ettiğini söylemek herhalde abartılı olmaz.
Irak'ın çok fazla sorunu var, ülkenin tamamı kana bulanmış durumda. Irak kötülüklere tümüyle açık hale geldi. ABD işgali de bu kötülüklerin ana kaynağı. Fakat bizler de bu büyük yangını söndürmekte ve sorunu kökünü kurutmakta aciz kaldık. Belanın dozunu azaltmak ve yıkıcı fitnenin bazı sebeplerini ortadan kaldırmak için daha fazla çalışmalıyız. Tabii bu çalışma işgalle mücadelede sadece bir grubu savunarak değil farklı grupları bir araya getirerek de yapılmalı...
Sünni-Şii dosyasını ele alırken kendimi savunma konumunda bulduğumda hüzünleniyorum. Çünkü ben en az çeyrek asırdır mezhep ayrımcılığının aşılması ve herkesin Hz. Muhammed'in Veda hutbesinde belirttiği üzere kanları, malları, ve ırzları birbirine haram olan eşit Müslümanlar gibi muamele görmesi için çaba verenlerden biriyim. Bu dönemde Şii inancını yaralayan, hatta onları ümmetten dışlayan 'Ehl-i Sünnet taşkınları'yla sürekli çatıştım. Hatta bu taşkınların bazıları benim 'Şiileştiğimi' söyledi ve birisi adımı 'Dönekler' adlı kitapta başkalarının zikretti. Görünen o ki söylentiler bazılarını inandırmış ve bir Suudi araştırmacı yüksek lisans için hazırladığı araştırma çerçevesinde bu iddianın doğruluğunu sormak için Kahire'ye gelmişti. O zaman bu iddianın ele almaya değmeyen bir yalan olduğunu, ancak Şiiliğe saygı duyduğumu ifade etmiştim. Çünkü düşmanlarımız Şiilerle Sünniler arasında ayrım yapmıyor. İslam ümmetinin çıkarı, farklı mezheplerin işbirliğinde ve kendilerini bekleyen çeşitli sorunlarla mücadelede birleşmektedir. Ümmetten nefret edenlerin sabırla bir çatışmanın patlak vermesini beklemesi de cabası.
Ehli Sünnet yaklaşımıyla konuşacağım hiç aklıma gelmezdi ancak Irak işgali sonrası bu duyguya yaklaşmaya başladım. Hatta eski Irak başbakanı İbrahim Caferi'ye Irak'ta, 'Irak'ta Sünni kimliğini öne çıkarıp duruyoruz. Halbuki sadece Müslüman kimliğimizle övündüğümüz zaman uzun dönem birlikte yaşadık' demiştim.
Bu tutum, Irak'ta mezhep ayrımcılığının ortaya çıkmasıyla orantılı olarak değişti. Bu bağlamda işgal güçlerinin ilk geçici hükümet konseyini mezhep ve ırk temelinde oluşturarak fitnenin tohumunu attığını görmezden gelemem. Bu durum Sünni Arapları kızdırdı ve Şii yönetimlerden bazı kişilerin genişleme ve daha fazla iktidar, toprak ve servet elde etme konusunda iştahını kabarttı. Daha da ileriye gidip, petrol kaynaklarının yoğunlaştığı güneydeki dokuz ili içine alacak büyük bir Şii bölgesi kurulmasını öngören federasyon düşüncesini ortaya attılar. Bu konuyu araştırmak için ölüm timlerine katılan bir grup taşkın Şii, Irak tarihinde benzeri görülmemiş bir adım olarak 'mezhebi katışıksızlığı' güvence altına almak için bu bölgedeki Sünnileri tehdit etti. Tehcir hedefini gerçekleştirmek için çeşitli korkutma yöntemleri kullanıldı. Taşkın gruplar insanları öldürmekten, malları gasp etmekten, evleri yıkmaktan ve camileri bombalamaktan çekinmedi.
Mehdi Ordusu ölüm saçıyor
Bazı Sünnilerin de bu tür şer yöntemlere başvurduğunu biliyorum. Saldırıyı başlatan taraf, sorumlular ve misilleme yapanların kimliği üzerinde durmayacak olmama rağmen şu iki gözlemi kaydedebiliriz: İlki iktidardan ve Şii partilerden destek alan Şii ölüm timleri. Polis araçlarını kullanmaları ve ellerindeki silahlar bu desteğin en iyi kanıtı. Sünniler hakkında söylenenlerinse hiçbir kanıtı yok.
İkinci gözlemim, ölüm timlerin uygulamalarının ve etnik temizlik operasyonlarının yüksek düzey Şii mercilerce dikkat çekici bir suskunlukla kabul görmesi. Oysa Sünni grupların Şii oluşumlara yönelik eylemleri, Irak'ın içi ve dışındaki farklı Sünni mercilerce açıkça kınanıyor. Bu tartışmayı iki taraf arasındaki fitnenin iç yüzünü araştırmayı üstlenecek bağımsız bir tarafın netleştirmesi mümkün.
Müslüman Âlimler Birliği'ni bildirisini yayınlamaya sevk eden, Bağdat'tan gelen son haberler. Bu haberlere göre Şii lider Mukteda Sadr'a bağlı ölüm timleri başkentte kimliğe göre tehcir ve öldürme operasyonları yapıyor. Bu grupların Bağdat'ın Sünnilerden arındırılması için temizlik operasyonuna sürüklendiği ifade ediliyor. Bağdat'ın doğusunda istenilen hedefi gerçekleştirmişler. Şu an da kentin Batı semtlerine saldırıyorlar. Başkent onların eline geçebilir.
Irak'tan gelen bazı kimselerden, batıda Sünnilerin Sadr'a bağlı Mehdi Ordusu timlerinin saldırılarına karşı koymasından bir gün sonra, Amerikan uçaklarının Sünni semtleri üzerinde tur attığını ve buraları bombaladığını, semtleri savunmasız bırakmak için polis kıyafetleri giymiş kişilerin evlerden silah toplandığını dinlemiştim. Bu durum, Mehdi Ordusu unsurlarının semtleri işgali etmesini kolaylaştırıyor.
İran'ın da bize ihtiyacı var
Bununla birlikte Mehdi Ordusu'nun şu an Bağdat'ta yaşanan temizleme operasyonlarına karıştığına dair ortak bir görüş var. Hatta haber ajanları bunu açıkça söylemeye başladı. Bu durum da Sadr'ı kimin finanse ettiği ve silahlarının nereden geldiği sorusunu ortaya çıkarıyor. İran'ın parmak izlerine dair büyük bir gürültü kopmasına rağmen Tahran'ın Sadr'ı desteklediğini doğrulamak zor.
İran'dan halihazırdaki mezhepçi temizlik operasyonuna karşı açık bir tutum belirlemesi isteniyor. Çünkü İranlı otoritelerin Sünnilere karşı işlenen suçlardan sorumlu olmadıklarını ilan etmeleri epey önemli. Irak'taki Şiilerin ABD işgaliyle işbirliği yapması Sünnileri hedef alan temizlik operasyonlarına karışması sebebiyle İran kredisinden çok şey kaybetti. Oysa nükleer projesi sebebiyle ABD'yle çatışma içindeki İran'ın tecrit halkasını derinleştirmeye değil kırmaya ihtiyacı var.
Bizler, Irak'taki Şiilerin uygulamalarıyla Lübnan'daki mezhepdaşlarının onurlu tutumları arasında ayrım yapılması konusunda etrafımızdakileri ikna etmek için çok çaba harcıyoruz. Ayrıca İran'ın Irak'taki politikalarına temkinli yaklaşmakla, İran'ı pusuda bekleyen ABD-İsrail kampıyla saf tutmak arasında da ayrım yapmaya çalışıyoruz. Bizler bir mezhebi değil ümmetin onur ve saygınlığını savunuyoruz. Tahran bize yardım etmezse bu çabalar kısır kalacaktır. Acaba bu ses duyuluyor mu?
Kaynak: Şark'ül Evsat
Fehmi Huveydi